·680 syf.····Okunma: 19 Eylül 2024 18:12 Lizbon'da muhasebe yardımcısı olarak çalışan ve bilincinİn alacakaranlığında yaşayan Bernando Soares'in yaşamdan duyduğu rahatsızlığını, düşlerini ve yorgunluğunu okuyoruz.
Düşlerinin yorgunluğu. Düşleri fiziksel bir iş kadar yoruyor Soares'i.
Kitabın başında "Bunlar benim itiraflarım" diyor. Devam ettikçe itiraf etmeye yönelik olan iç dökmenin insan ihtiyaçlarının en sefili olduğununu düşündüğünü söylüyor.
Bize olmayan hisleri/hissizliğimizi dışsallaştırmak.
Gerçeği söylemeden kendimize yalan söyleyerek itiraf etmek.
Gerçektende öyle değil mi? Karşı tarafa içimizi dökerken kendimize itiraf etmediğimiz şeyleri söyleyemeyiz dolayısıyla yalan söyleriz. En içten şekilde bile hissettiklerimizi anlatırken bile yalan söylüyoruz ama "anlaşılmayı" bekliyoruz.
Kendimize gerçeği itiraf ettiğimizde olaylar daha çok karışıyor.
"Duygusal bir kabus gördüğünüz izlenimiyle, bu kitabın okunmasını size bırakmak istiyorum." diyor. Her sayfasında "kabus" hissediliyor diyebilirim.
Aynı zamanda Soares'in şiddetli anksiyetesi sürekli hissediliyor. Anksiyete ancak böyle tanımlanabilirdi. Majör depresyonunu da unutmamak lazım tabi.
Hislerini yararsız olduğunu bile bile cesurca anlatıldığı/itiraf edildiği bir kitap. Her sayfada duvara bakarak sigara içme isteği geliyor.
"Böyle hissettiğim için utanmıyorum çünkü herkesin böyle hissettiğini keşfettim." diyor. Belki de bu düşünceyle bu kadar cesur yazılabilmiş. Anlaşılmayacağının fazlasıyla farkında ama söylemese bile anlaşılmak istiyor.
İnsanın kendini ifade etmesinin/etmeye çalışmasının hatalı olduğunun farkında. İkili ilişkilerde iki kişinin değil dört kişinin anlaşma zorluğuyla beraber ilişkilerde ki çelişkileri, dış dünyada ilişkilenememesini okuyoruz.
Yaşamın trajik rahatsızlığına karşı eylemsizlik.
Kitaba dair yazılacak o kadar çok şey var ki. Her sayfanın altını çizerek okudum. Yazıldığı zamanın ötesinde bir kitap olduğundan bahsediliyor. Şuan ki zamanın bile ötesinde diyebilirim.
Kutsal kitaplarımın arasına koydum :)