Nietzsche Ağladığında kitabında beni en çok etkileyen şey, insan ruhunun derin yaralarının gözle görünmeyen çatlaklarda saklandığını fark etmek oldu. Kitabın başından itibaren Nietzsche'nin ağlamasını bekliyorsunuz bir okuyucu olarak. Onun acılarına bu kadar yakından tanık olunca, bir noktada gözyaşlarının döküleceğini düşünüyorsunuz. Ancak Nietzsche, beklentilerin aksine, acıya teslim olmuyor. "Benim hastalığım bir nimettir," diyerek, acıdan nasıl anlam çıkardığını gösteriyor. Nietzsche için hastalık bir yük değil, kendini geliştirmek için bir fırsat.
kitabın belki de en büyük derslerinden biri: Nietzsche’nin ağlamaması. Acı çekmek, gözyaşlarına teslim olmak anlamına gelmiyor; bazen o acının içinde bir anlam bulmak ve onunla güçlü bir şekilde yüzleşmek gerekiyor."Eğer bir insanın ‘neden’ için bir sebebi varsa, her 'nasıl’a katlanabilir." Nietzsche’ye göre, hayatta bir "neden" bulmak, her türlü zorluğa karşı direnebilmenin anahtarıdır. Acılar kaçınılmazdır hastalık, yalnızlık, kayıplar, ölüm... Ancak tüm bu acılara rağmen insan, yaşamda bir anlam bulduğunda, her şeyin üstesinden gelme gücüne sahip olur.
Spoiler içerir, lütfen kitabı okumak isteyenler burayı okumasın! :)
"Nietzsche Ağladığında" romanında yer alan başlıca karakterler şunlardır:
1. Josef Breuer: Ünlü bir Viyanalı doktor , Nietzsche'yi tedavi etmekle görevli. Onunla derin felsefi ve psikolojik sohbetler yapıyor kitap boyu.
2. Friedrich Nietzsche: Alman filozof, bedensel ve ruhsal acılar içinde bir karakter. Breuer ile olan görüşmeleri, onun felsefi düşüncelerini daha da derinleştirir.( favori karakterim:))
3. Bertha Pappenheim: Breuer’in unutamadığı eski hastası. (Breuerin sevdiği kadın).
4. Mathilda Breuer:Josef Breuer’in eşi , evliliklerindeki gerginlik ve Breuer'in içsel sıkıntılarıyla mücadele eden bir kadın hep alttan alan bir eş bir ANNE.
5. Lou Salomé: Nietzsche’nin eski sevgilisi , onun hayatında derin izler bırakmış bir kadın ve Nietzsche'nin acı dolu geçmişinde büyük payı var (aşk acısı:) .
Kitap şu şekilde başlıyor:
Bir gün Lou, Breuer'e çok hasta bir arkadaşını tedavi edip edemeyeceğini sormaya geliyor; bu hasta, Nietzsche'dir. Ancak Lou'nun, Nietzsche'nin bu durumu bilmemesi gerektiğini vurguladığı bir şartı vardır. Çünkü Lou, geçmişte başka bir adam olan Paul Ree için Nietzsche’yi terk etmiştir. Şimdi ise Nietzsche, intihar ve umutsuzluk dolu mektuplar gönderirken, Lou da bu durumdan endişe duyup Breuer'den yardım istemeye gelmiş.
Sonuçta Nietzsche, Breuer'in kliniğine hasta olarak geliyor. Buradan itibaren kitap, büyük ölçüde Nietzsche ve Breuer arasındaki diyaloglara geçiyor. Breuer, Nietzsche'ye migren teşhisi koyuyor ve diğer sağlık sorunlarını da tespit ediyor. Onu kliniğinde tedavi etmek istiyor, fakat Nietzsche bunu kabul etmiyor; çünkü maddi durumu buna el vermiyor ve bunu kabul etmeyecek kadar da gururlu birisi.
Bu durumda, Breuer başka reddedilmesi zor olan bir öneri sunuyor ve diyor ki : "Ben senin hastan olacağım, sen de benim hastam ol. İkimiz birbirimizi tedavi edelim." Nietzsche bu teklifi kabul ediyor. Peki, Breuer’in umutsuzluğunun sebebi nedir? Eski hastası Bertha’ya karşı beslediği takıntılı aşk, onu ruhsal olarak zor duruma sokuyor ve asla kendisinin seçtiği bi hayatı yaşadığına inanmıyor yani (özgür olmadığını düşünmesi umutsuzluğunun başka bir sebebi).
Sonuç olarak, Nietzsche ve Breuer, birbirlerine hayatlarını, acılarını ve korkularını anlatarak adeta birbirlerinin dermanı oluyorlar kitapta( en iyi dostun nerden geleceği bilinmez...:).
Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere gelsin bu kitap...
“Ağzımda kendi ölümümün tadının olması bana bakış açısı ve cesaret kazandırdı. Bu kendim olma cesaretiydi. “
Hayatımın sözüdür. Güzel yorumlamışsınız. 👏🏻👏🏻