Kitap çok klasik bir düzlemde gitmiyor haliyle düzenli bir özet çıkarmak pek mümkün olmuyor.
Şehid Abdullah Azzam derslerinde Tevbe süresinden ayetler sunduktan sonra genelde konunun detaylarını sebebi nuzülünü vs belirtiyor ardından ashabın ve mütekaddim ulemanın hayatlarından örnekler sunuyor. Ardından kendi şahitliklerini de olaylarla bağdaştırıyor kitabı değerli kılan da bu hatıralar oluyor. Kitap boyunca kahramanca bir cihadın ve fedakarlıkların asrı saadet döneminde kalmadığını günümüzde de yaşandığını gösteriyor. Yani bedir ve uhudda sıkışmış cihat dersini günümüze taşıyor ve tanıtıyor
Kitap ümitsizliğe kapılan ümmeti diriltme amacı güdüyor bu minvalde Afgan cihadından örnekler sunuyor. İhlas ile edilmiş bir duanın tankları yok edebileceğini o an ders yaptığı kardeşlerin şahitliği ile öğretiyor ve Müslümanların ayağa kalktıkları takdirde güç dengesinin silah gücünden değil inançtan yana olacağını tekrarlıyor. Bu konuda İran, Irak savaşında Baas partisi lideri Saddamın Şii İran karşısında bu kadar süre dayananildiğine hayret ediyor. Bizce sapkın bir görüş dahi olsa ya Hüseyn diye savaşan bir ordunun, Allah’a inanmayan komünistlere karşı teçhizat ve güç farkına bakılmaksızın galip geleceğine inanıyor.
Kitapta, kendisi aşırılıkla itham edilen Şehid Abdullah Azzam’ın görüşce kendini ehli sünnete nispet eden çoğu yapıdan daha mutedil olduğunu farkediyoruz. Afganistana cihad için gelen Arap mücahitlerin bir çoğu vehhabi geleneği ile yetişmiş, elbette bu gelenek sahipleri tasavvuf ve bazı hurafelere daha bağlı olan Afgan yerli toplumu ile zıtlaşmaya gitmiştir. Bu kimi zaman uçlara varmış toplum şirk ile itham edilmiş. Haliyle antimüşrik (() mücahitler şirkin kaynağını yerinden sökmek istemiştir bu motivasyon ile çaput bağlanan ağacları kesmiş nazar boncuklarını yerde çiğnemiş. Bu durumları kendisi de şirk gören üstad Abdullah Azzam ise cahil bir toplumun uyguladığı hurafeler nedeniyle müşrik kabul edilemeyeceğini söyler askerlere halkın nefretini kazanmamalarını söyler bu durumda yapabilecekleri en doğru şeyin aceleye getirilmesi gerekmeyen bir eğitim olduğunu söyler. Yani adeta bizler davetçiyiz kadılar değiliz der.
Kitapta Üstad Abdullah Azzam oturanların koşanlar hakkında fetva veremeyeceğini söyler. Karnı baklavalarla ve böreklerle dolu hocaların/akademisyenlerin İslam’ın geleceği ve Afganistan cihadının meşruiyeti hakkında konuşma hakkının olmadığını söyler. Bizim de cihadımız okulda öğrenci yetiştirmek, şurda burda konferanslar yapmak söylemlerinin sadece vicdan rahatlatmaya yönelik olduğunu ve sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını söyler.
Kitapta Üstad Abdullah Azzam ümmete kardeşliği öğretiyor bu minvalde alimler ile yaptığı görüşmeler önümüzde örnek olarak duruyor örneğin ebu Hasan en-Nedvi ve diğer bazı âlimlere yaptıkları bir toplantıdan bahsederken önce kendi fikrini aktarıyor ardından diğer alimlerin fikirlerini sözlerini bitirirken ise o alimler benden daha iyi biliyorlar der. Temel mevzularda farklılaştığı alimleri kendi önüne geçirip onlardan hürmetle bahsetmesi kardeşliğe verdiği öneme örnek olarak önümüzde duruyor. Yine dünya üzerindeki diğer camialara kötü sözler söylenmesini kabullenmiyor, örnek olarak tebliğ cemaati için hayırlı işlerde bulunduklarını mücahitlerin dillerini İslam için taş üstüne taş koymaya çalışan kişilere karşı sivriltemeye çalışmasını istiyor
Kitap bir çok şey öğretiyor okuyana. Şimdilik benim ruhumda bıraktığı önemli izler bunlar