Puan vermedi·120 syf.··
2024 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Eylül 2024 18:40
Napolyon’dan sonra Fransa tahtına oturtulan 18. Louis’in yönetimi 1824’e kadar sürdü. Napolyon ile sekteye uğrayan Fransız devrimi 1 dereceye kadar tekrar eski anlamını kazandı. Anayasal meşruti bir rejim kuruldu iki mecliste bir yaşama sistemi kabul edildi. Ancak meclislere seçilmek ve seçmek için mal ve mülk üzerinde vergi vermek gerekiyordu. Üstelik Ayan Meclisi’nin üyelerine kral seçmekteydi. Böylece kurulan sistem burjuvaziye olanak sağlamakta ve asillerin ve soyluların eline geçmişti. Bu koşullar altında kral kısa bir süre içinde tekrar mutlak yönetimi seçti özgürlükleri kısıtladı başına sansür koydu üniversiteleri denetim altına aldı 1830’daki ikinci devrime kadar Paris sokakları bir çok kanlı ayaklanmaya şahit oldu. Giyotin’le yapılan idam cezası halka açık bir şekilde gösteri gibi sunuluyordu. İşte kitap da öyle bir ortamda yazıldı. Kitabın başında yazarın 1832’de üçüncü baskıda kitaba eklediği uzun bir önsözü var. Uzun uzun ve detaylıca idam cezasının insanlık dışı olduğunu ve niçin kaldırılması gerektiğini anlatmış. Bu yüzden Fransa’da Mecliste ve Hukuk çevrelerince karşılaştığı tepkilerden söz ediyor. İkinci bölümde bununla ilgili kısa bir tiyatro oyunu bile var. İdam cezasının bir vahşet olduğu anlatıyor. Bazı idam cezalarının gerçekleştirilmeye çalışılırken mahkuma yapılan eziyetlerden söz ediliyor. Örneğin Giyotin’in kullanım amaçının hızlı ve acısız bir ölüm olduğunu biliyorduk. Yazar bir çok başarısız idam sahnesinden örnekler veriyor. Verdiği örneklerden birinde defalarca kaldırıp indirilmesine rağmen kesmeyen ve idam mahkumunun neredeyse boynunun yarısı kesik halde kendisini öldürmeleri için yalvardığı bir idam cezası var. En ince ayrıntısına kadar anlattı bu sahneler idam cezasının kaldırılması için okuyucuya sunulmuş ikna çabaları. Bir çok sebep sıralamış yazar idam cezasının neden kaldırılması ile ilgili. En çok üzerinde durduğu nokta mahkumun ardında bıraktıkları. Annesi, karısı ve en önemlisi çocukları. Ömür boyu kürek cezasına çarptırılsa bile ailesine az da olsa maddi yardımda bulunabilir ama ölü biri ailesine yardım edemez. En çok üzerinde durduğu sebep de bu. Romanda da mahkumun en çok üzüldüğü şey geride ailesini bırakmak. En önemlisi kızını babasız bırakmak. Yazar uzun uzun anlattı dedik idam cezasısının kalkması için bir çok sebep sıralamış. Hiç bir suç başka bir insanın canını almayı meşru kılmaz lakin yazar tek bir noktaya değinmemiş romanda. İdam mahkumunun işlediği suç. Yazarın meşhur Sefiller Romanında sadece ekmek çaldığı için 20 yıl kürek cezasına çaptırılan bir mahkumun dramını okumuştuk. Bu kitapta da İdam mahkumu hücreden çıkarılıp yerine gelen mahkumla girdiği diyalogta yeni mahkumun da benzer bir olayı var. Ama yazar ön sözde hangi suçların idam cezasına çaptırıldığından söz etmiyor. Romanda mahkumumuz da işlediği suça hiç değinmiyor. Sayfalar ve satırlar boyunca ölmek istemediğini, artında bıraktığı kızını, taş duvarları, demir parmaklıkları, saman kağıdından yatağını, nöbetçi askeri, ölümünü izlemeye gelecek olan insanları, ölmek için çok genç olduğunu uzun uzun anlatıyor lakin işlediği suçla ilgili tek bir pişmanlık ibaresi göremiyoruz. İdam cezasının yanlış veya haksız yere verilmiş bir karar olduğundan dahi söz etmiyor. Yazar sadece biraz sonra idam cezasına çarptırılacak olan mahkumun ağzından olabildiğince romantik bir üslupta olayı dramatize ediyor o kadar. Ülkenizde sık sık tartışılan bir konu. İdam cezasının tekrar getirilmesini isteyen büyük bir kesim var. “Bazı suçların tek cezası ömür boyu içerde yiyip içip yatmak” olmamalı diyen bir çok insan var. Bu kitabı bitirip yorumumu yazmaya başladığım gün Narin’in cesedine ulaşıldı. 19 gündür kayıptı Narin. Bir umut her zaman vardı ama neyi bulacağımızı bile bile aradık. Bütün Türkiye’yi ilgilendiren bir konu, insanlığı ilgilendiren bir konu oldu. Şimdi Narin’in katillerine ne olacak?
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,6bin okunma
·
67 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.