Gönderi

7/10
·216 syf.··
2024 3. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2024 20:58
kitaba başlamadan önce kitabı daha çok seveceğimi düşünüyordum. kitabı ilk kez iki üç yıl önce twitter'da birinin kitaptan bahsetmesiyle görmüştüm. sadece kadınların yaşadığı feminist bir ütopyadan daha iyi ne olabilir? konusunu ilk gördüğümde böyle düşünmüştüm ve bayağıdır da okumak istiyordum. ben mi çok beklentiye girdim bilmiyorum ama umduğumu bulamadım. hatta başlarda şu an verdiğimden daha az puan vermeyi düşünüyordum ama son bölümlerde daha iyi hâle geldi. iki bin yıl öncesine kadar diğer topluluklar gibi çok eşli ve köle bir toplulukken yaşanan felaketlerdeki kayıplar sonrasında kölelerin isyanı ve en sonunda da kadınların başa geçen kölelere isyanıyla bu toplulukta yalnızca o kadınlar kalıyor. nesillerinin tükenmesi beklenirken mucize sonucu kadınlardan birinin hamile kalmasıyla (welcome back holy mary) nesillerini devam ettirebiliyor bu topluluk. kitap da iki bin yıl sonra bu ülkenin gerçekten var olup olmadığını keşfetmeye çalışan üç erkeğin orada yaşadıklarını anlatıyor. !spoiler! kitapta bir yerden sonra can sıkan bir annelik vurgusu vardı. ülkedeki kadınlar için en önemli olgu annelik. hepsinin en önemli amacı anne olmak. kurdukları eğitim sisteminin, yaptıkları yapıların kısacası yaptıkları her şeyin temelinde annelik var. ilginç bir şekilde de anne olmak istemeyen de yok. ama yine de bunları yaparkenki felsefeleri cidden hoşuma gitti. çünkü buradaki her çocuğun bir annesi olmuyor. orada yaşayan her kadın o çocuğun annesi oluyor. aynı şekilde o anne oradaki her çocuğun annesi oluyor. oradaki her kadın o çocuklara kendilerini adıyorlar. o kadar güzel bir iş birliği ve dayanışma var ki bu da çok hoşuma gitti. bireyci bir bakış açısına değil toplumcu bir bakış açıları var. kendilerin değil toplumun yararını gözetiyor hepsi. bu toplumcu felsefelerini gelen üç erkek ve kızların ilişkilerinde (özellikle ellador ve van'ın ilişkisinde) görüyoruz. ilk erkek olmadan doğum yapan kadının beş kızı olmuş. daha sonra bu beş kız da aynı şekilde hamile kalıp beşer kız doğuruyor ve bu böyle gidiyor. hâl böyle olunca da bir yerden sonra yer ve kaynak sıkıntısı başlıyor. başlarda bazı hayvanların nesli tükendiyse de yer sıkıntısı devam ediyor. bunun üzerine bu kadınlar toplanıyor ve nüfus planlaması yapma konusunda anlaşıyorlar. bazı kadınlar fedakarlık yapıp anneliklerinden feragat ediyor. bunun yerine toplumdaki çocuklara annelik yapıyorlar. kitapta güzel eleştiriler vardı. özellikle din konusuna gelindiğinde hristiyanlıktaki ataerkil inanışların ve temaların eleştirisi çok hoşuma gitmişti. kurguda da biraz zayıflık olduğunu hissettim. kitabın başında şöyle tehlikeliydi böyle zorluydu diye anlatılınca çok yükseliyorsun ama sonuna gelince de " e bunlar ne yaşadı ki şimdi? niye başta bu kadar yükseldiler?" diyorsun. yani hiçbir şeyinizi eksik etmemiş o kadınlar, hayır ne gibi bir tehlike yaşadın o şartlarda? suyun falan mı kesildi? terry'nin yaptığı ve sonrasında özellikle van'ın zaman zaman acıdığından? bahsettiği yerleri okurken çok rahatsız hissettim maalesef. özellikle de "karısıydı zaten" gibi bir savunmayı okumak canımı feci sıktı. bazı yorumlarım ister istemez yazıldığı zamanın ötesinde kaldı, kabul ediyorum. yine de bunlardan bahsetmek istedim. çünkü kitaba çok yüksek bir beklentiyle başlamıştım ve bunları ummaştım. ama kesinlikle kitapta birçok çağının ötesinde fikir var. kadınların toplumdaki yeri ile ilgili güzel tespit ve eleştiriler vardı. sadece biraz daha fazlasını beklemiştim. aklımdakileri genel hatlarıyla yazarak kısa bir şey yazmak istemiştim de yine uzun yazdım galiba hahaha
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,7bin okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.