·392 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Eylül 2024 01:02 Ağlayarak kapattığım sayfalar ardında, bahsi geçen hayatların acılarını iliklerime kadar hissettim yine Aytmatov'un kaleminde.
Bir başkaldırı, bir isyan görürüz satırlarda. Yönetim, sosyalizm ve politik kavramlar da karşılıyor bizi. Tek taraflı verilen acımasız kararlar ve bundan etkilenen masum sayısız canın hikayesi.
Görüyoruz ki, iyilerin kazandığı kadar merhametli değil dünya. Zalim ve acımasız yaratıklarız biz, eşref-i mahlukat denir bize sözde.
Yaratılmışların en lanetlisi oysaki insan; eliyle tabiatı altüst ettiği her çıkarıyla üstelik.
Akbar ve Taşçaynar iki asil kurt. Kaybettiği yavruları, acı acı haykırışları ve başlarına gelen felaketler...
Doğayı elleriyle katledip çıkar peşinde koşan insanoğlunun neleri yakıp yıktığından haberi yok. Arkamızda kaç harabe bırakıyoruz, sayısız...
Bir yandan Abdias'ın yürek burkan öyküsü. İsa'sını yaşatmaya çalışan ve iyilik uğrunda and içtiği doktrinin peşinden koşan bir genç yürek. Bilemedi lakin bu dünyanın iyi yürekler için acımasız ve dayanılmaz olduğunu. Çektiği acılar, umutları ve çabalarının hiç uğruna heba oluşu ve dramatik ölümü aslında hayatta bazı şeyleri kadere bırakmak gerektiğini ve bazı konularda haddi aşmanın sonunun ölümü getireceğini görmüş oluyoruz...
Aynı şekilde üçüncü bölümün de bir o kadar acıklı ve yürek burkan bir hikayeyle kapanış yapması beni çok etkiledi. Taşçaynarın ve Akbar'ın acıklı sonu, çok sevdiği yavrusunu da kötülere karşı mücadele ederken kaybeden dürüst ve çalışkan çoban Boston. Yıkılan hayatlar ve aileler. İşte kötü kalplerin dokunduğu her hayat tarumar oluyor...
Neyse, neyse yine de biz iyi kalalım... Kaybedelim insan kalırız