·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Eylül 2024 11:10 Kitabı bitirdiğimde Sezai Karakoç’un İslam’ın Dirilişi kitabında, Müslümana çağrı başlıklı bir bölümünde, “Müslüman şuurlaş! Çileleş ve şuurlaş. Komünizm’in senin insanını eritmek için nasıl arılar ve karıncalar gibi çalıştığını gör ve bu ağı parçalamak için şuur kılıcını keskinlet” diyordu ve bu kitapta bir kez daha bunu görmüş ve ibret almış oldum. Bu beni çok üzdü ve hala aynı şuursuzlukla batının yalancı medeniyetini, güya kültürünü ve yaşantılarını benimseyen onlara benzemeye çalışan bizleri düşününce, görünce çok çok daha üzüldüm.
Kitabın içerisinde bir bölüm beni çok etkiledi, gül yetiştiren adamın 50 yıllık suskunluğundan sonra camiye sabah namazına giderken, çevrede ve insanlarda olan değişikliklerden dolayı dehşete düşmesi ve cami çıkışındaki şu sözleri “Allah (cc) sizden öncekileri niçin helak etti biliyor musunuz? Çünkü onlar kafirlere benzemeye başlamışlardı.” O zamanlar için bu sözler sarf edilirken, şu an adı Müslümanlar için acaba ne söylerlerdi?
Kitabın içeriği hakkında da, öncelikle konuşmaların olduğu bölümlerde tırnak işareti yoktu. Bir diyalog olduğunu sonradan anlıyorsunuz fakat tüm kitabın böyle olduğunu görünce o bilinçle okudum ve sıkıntı olmadı. Yine de tırnak işaretlerine dikkat edilse basımda güzel olur. Kitapta iki hayattan bahsediliyor. Bunlardan birisi yukarıda bahsettiğim gibi 50 yıllık suskunluğa bürünmüş, özünü kaybetmek istemeyen, şuurlu ve değerlerinin bilincinde olan gül yetiştiren adam, diğeri ise günümüzdeki gibi yozlaşmış, zengin yaşlı ve hasta bir kocası olan, dışarıdan güzel gibi görünen ama içi onlarca olumsuzluklarla dolu Sitare’nin hayatından bahsediyor. Bu sayede aradaki farkları gözle görülür şekilde fark ediyorsunuz. Kitabı okurken, yazar sanki Sitareyi kaleme alırken bugünü görmüş gibi diyorsunuz. Daha fazla açıklamayayım ki siz okuyun.
Kitabı çok beğendim, çok güzeldi Rasim Özdenören’in okuduğum ilk kitabı ve son da olmayacak. Herkese tavsiye ediyorum mutlaka okuyun.