Napolyoncu, kralcı ve cumhuriyetçilerin birlikte yaşadığı yerleşim yerinde annelerinin(dide) eski kocasından miras kalan evi ve arsaları boşverip gönlünü berdüşt gibi adamlara kaptırmasıyla başlıyor. Bu ortamda büyüyen üç çocuk annelerinin her yerde aşağılanıp konuşulmasını işiterek içlerinde ona karşı hemde topluma karşı yıkılması imkansız bir kin ve nefrete dönüştürüyor. Ve akabinde para hırsıda takip ediyor.
Bu kitapta cumhuriyetçilerin ne kadar düzensiz ve tedbirsiz bir şekilde toplaşılıp burjuvazi karşısında güçsüz olduğu gösterilmiş. Burjuvazi tüccarlarının ise korkaklığın dile gelmiş hali gibi yaprak kımıldasa bir yerlere saklanıyorlar ama hiçbir şey yapmadan idare sahibi olmasının bu başıboşluğun sebep olduğunu biliyorlar. Onlar sadece hayalini kurdukları para, şan şöhret için kahramanlık taslıyorlar.
Birde burada dide halasıyla yaşayan, amcasının telkinlerini dinleyip asilere katılan Silvere, onun sahip olduğu çocukluk aşkı belkide kitabın en yoğun anlatıma sahip olduğu yer. Yazar birebir yaşamış yada gözlemlemiş gibi anlatıyor. Etkileyici bir okadar da hüzünlü esere farklı bir duygu katmış.