Puan vermedi·222 syf.··
2024 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2024 02:39
KÖROĞLU Osmanlı zamanında bir Bolu Beyi varmış, Osmanlı padişahıyla arası iyi olmayan. Bolu Beyinin de atlarının ünü tüm dünyayı aşmış. Bu atlara bakan bir seyis varmış, bunların yaşadığı yer bolluk bereket içindeymiş. Bir zaman sonra yaşadıkları yeri kıtlık vurmuş ve tüm atları bir bir dökülmüş. Köydeki tüm insanlar birer birer orayı terk etmiş. Bir tek bu adamla oğlu Yusuf kalmış. Babası onları terk etmeyen tek atlarına çok üzülüyormuş o da ölecek diye. Oğlu Yusufa onu uzak bir yere bırak gel at ölmesin demiş. Oğlu iki gün boyunca çok uzaklara bırakıp gelmiş geldiğinde atı evin önünde bulmuş. Üçüncü gün babası onu bir deniz kıyısına bırak demiş oraya bırakınca at geri dönmemiş. Ama bu defa kahrından adam ölmüş. Bu adam ölmeden önce oğlu Yusuf’a kendine ait bir işin, bir yerin olsun kimseye minnet eyleme demiş. Koca Yusuf babası ölünce gezmiş dolaşmış güzel bir yer ararken kendini Bolu Beyinin diyarında bulmuş. Bolu beyi de Koca Yusuf’un babasını çok severmiş onun geldiğini duyunca hemen yanına istetmiş. Koca Yusuf’a tüm atlarım tüm seyislerim senin emrinde istediğini yap, istediğini at, seyisbaşı yaptım seni demiş. Koca Yusuf da bu işe çok sevinip babasının vasiyetini unutmuş. Orda seyisbaşı olarak başlamış bundan 4-5 sene sonra Bolu Beyinin atlarının ünü daha da büyümüş. Bolu beyi Koca Yusuf’u evlendirmiş. Koca Yusuf’un bir oğlu olmuş. Adını Ruşen Ali koymuş ve bir gün sevinçli bir anında Bolu Beyi Ruşen Aliyi kızkardeşi Telli Nigarla beşik kertmesi yapmışlar. Bir gün Koca Yusuf atlarını deniz kenarına götürmüş , bir bakmış denizin içinden ışıldayan bir at geliyor bunun atlarından birine yanaşmış, öteki gün ve öteki gün de birer taneye. Sonra çıkmamış ortaya bir daha. Koca Yusuf bunları gözüne kestirmiş kimseye söylemeden de doğum yapmalarını beklemiş. Doğum anı gelince birinci tay eline doğmuş diğer ikisi yere. Bu üç taya gözü gibi bakmış. Osmanlı padişahı bu atların namını duyunca Bolu beyinden 3 at istemiş. Bolu beyi de padişahla aralarını düzeltmek için Koca Yusuf’u çağırtıp en güzel üç atı getirmesini istemiş. Koca Yusuf her ne kadar gönlü razı olmasa da Bolu beyini sevdiğinden bu üç tayı götürmüş en güzel atlarımız bunlar demiş. Bolu beyi bakmış ki karşısında üç çelimsiz ayakta duramayan tay var. Sinirlenmiş koca Yusuf’un gözlerini çizin emri vermiş. Gözleri kör olunca Koca Yusuf oğlu Ruşen Aliyle orayı terk etmiş. Ama o tayları da çok merak ediyormuş. Bir zaman sonra oğlunu Bolu beyine göndermiş taylardan birini istemesi için. Bolu beyi verin şu köroğluna gitsin demiş. Koca Yusuf bu taya öyle iyi bakmış ki böylesi at görülmemiş hiçbir yerde. Bolu beyi de bir gün bir bakmış atlarının arasında iki parıldayan at var. Bunlar yoktu nerden çıktılar demiş, seyisin biri bunlar Koca Yusuf’un tayları ben baktım demiş. Bolu beyi bunu duyunca çok üzülmüş arkadaşının gözlerini çizdirdiği için ama ne yapsın artık elden bişey gelmez. Bu iki atı Osmanlı padişahına yollamış, diğerini de gidip alın demiş koca Yusuf’tan . En güvenilir adamını ve atlarını yollamış. Hiçbiri ele geçirememiş çünkü Koca Yusuf Ruşen Ali’yle ata yüklenip kaçmışlar. Koca Yusuf bir gün bir rüya görmüş ak sakallı bir adam denizde 3 köpük var bunları içersen gözlerin açılır demiş. O da Ruşen aliyi göndermiş ,Ruşen Ali gitmiş 3 köpüğü almış eve dönerken öyle susamış ki kendini tutmayıp birini sonra diğer ikisini içip babasına köpük olmadığını söylemiş. Koca Yusuf inanır mı, içtin iyi yaptın demiş onlardan biri cesaret, biri ölümsüzlük biri de sazına saz sözüne söz demiş. Ben ölünce de git çamlıbeli tut orda yaşa kervanlardan al, fakir fukaraya dağıt demiş . Koca Yusuf ölünce Ruşen Ali dağa doğru yola çıkmış ama aklında Telli Nigar var. Onu almaya gitmiş bi bakmış ki vezirin kel oğluyla nişanlamışlar evlendirecekler kızı. Ordan onu kaçırıp atıyla uçup çamlıbele gelmişler. Çamlıbelde Köse Kenan diye bir eşkiya varmış , öldükten sonra çamlıbeli kimseye bırakamicak diye üzülüyormuş. Bir gün Köroğlu çıkmış gelmiş önüne çıkan her eşkiyayı bağlayıp birer ağacın yanına bırakmış . Köse Kenan bunu görünce almış Köroğlunu hikayesini dinlemiş. Hepsini biliyormuş tabi önceden, burayı sana bırakıyorum gözüm arkada kalmaz demiş. Nigar ve Köroğluna kırk gün kırk gece düğün yapıp herkesi çağırmış. Köroğlunun hikayesi de dillerden dillere yayılmış gitmiş. KARACAOĞLAN Karacaoğlan aşık, ozan bir kişi. Bir gün evini, anasını, babasını, tüm yakarışlarına rağmen bırakıp yollara düşer. Dağlar aşar, bir gün ilerisinde bir oba ateşi görür. Yaklaşınca bakar ki yeni toplanıp gitmiş bir obanın bıraktığı ateştir. Biraz ilerleyince yolda yükü atından dökülmüş birini görür, yardımına koşar. O kişi Deli Hüseyindir. Deli Hüseyin bu yardımından Karacaoğlan’ı çok sever onu yanında götürür. Yolda oturmuş bir deve yanında da obanın beyi ve biricik kızı vardır. Deve inatla oturmuş kız yanında ağlar fakat ne etseler kalkmadığı için mecburen bırakırlar. Deli Hüseyin bu deve inadını meraktan orda kalmış deveyi kaldırmaya çalışır. Karacaoğlan yanına gelince sen aşıksın bir türkü söyle de kalksın şu deve der. Karacaoğlan başlar söylemeye, kendini unutur söylerken. O farkında değilken deve kalkar ve onu muştuyla Beyin kızına götürür Deli Hüseyin. Onlar da meraktan obayı bir düzlükte kurmuş onları beklerlermiş zaten. Orda Beyin kızı Elif ve Karacaoğlan birbirlerini görüp sevdalanırlar. Karacaoğlan’ın türküleri de her yerde yayılır. Elif bu türküleri duyunca kendinden geçer, ses onları bir araya getirir. Bir gün kaçmaya karar verirler çünkü beyi kızını ona asla vermez. Deli Hüseyin obadaki Mıstıktan onları geri çevirmeyecek bir arkadaşına bir mektup yazmasını ister. Mektubu da alıp kaçar giderler obadan. Mıstığın arkadaşı Küçükalioğlu mektubu Deli Hüseyin’den alır ve Elif ile Karacaya bir güzel düğün yapar. Bir güzel de çadır verir onlara kendininkinin yanında. Orda çok mutlu yaşar giderler, Karacaoğlan da düğünden düğüne koşar. Bu arada Küçükalioğlunun bir yeğeni vardır. Güzel kız gördü mü başlarına bela olur. Elifi gördüğü günden beri de etrafında dönüp dolaşır. Elif onun korkusundan artık çadırdan bile çıkamıyordur. Bir gün gider yalvarır Halil’e. Halil yakalamışken bırakır mı, bir gün yanında yatayım sonra bırakırım der. Elif düşünür taşınır kurtulmanın başka yolunu bulamaz kabul eder. Karacaoğlan o gece de bir düğündedir. O çıkınca halil gelir Elifin yanına uzanır dokunmamak için zor tutar kendini. Karacaoğlan da düğünde ama içinde bir keder bar, hep yas türküleri söyler. Böyle dalmışken sazının bir teli kopar ve Karacaoğlan hızla kalkıp çıkar düğünden. Derler ki sazının teli koparsa uğursuzluktur. Karaca da korkar hemen eve doğru yola koyulur. Bir günlük yolur birkaç saatte gelir. Geldiğinde sabaha az kalmıştır . Çadıra girer ki ne görsün Elif ve yanında Halil. Ama o adam öldüremez ki. O sırada Elif de uyanık ve korkar Karacanın ne yapacağından. Karaca üzerindekini çıkarıp onlara örter ve bir daha dönmemek üzere çıkar gider. Elif bunu anlayıp düşer Karacanın peşine ama ona yetişemez. Koştuğu yerde yıkılır kalır, saatlerden sonra kendine gelip obaya döner. Küçükalioğlunun karısına herşeyi anlatır. Kadın öyle sinirlenir ki gider Halil’i çeşme başında sırıtırken bulur ve elindeki ile başına vura vura öldürür onu. Bey gelir yeğeninin yaptığını duyunca toprak bile kabul etmez, leşini köpeklere atın der ve Karacaoğlan nerdeyse bulunmasını ister. Lakin kimse bulamaz, arkadaşı Deli Hüseyin onu ararken ölür. Aradan yıllar yılı geçer. Elifin saçında aklar var hala herkese Karacaoğlan’ı sorar. Türküleri gelir ama o gelmez. Bir gün bir çerçi gelir, Elif Ana ona da sorar Karacayı görüp görmediğini. Çerçi gördüm ama o Elif sen misin der. Elif çerçiye yalvarır artık gelsin bir kerecik göreyim git ona söyle der. Çerçi gider Karacaoğlan’ı türkü söylerken bulur türküsünü keser ve olayı anlatır. Karaca hemen kalkar lakin yolları çok uzundue. Bir aylaro yollarda geçer. Sonunda obaya varırlar. Karaca hemen Elifi sorar ama ona bir mezar gösterirler. Karaca bunu duyunca mezarın başındaki dut ağacına sazını asar ve “bu saz burda kıyamete kadar kalsın” der, gider. Saz eskiyip yok oldukça yerine yenisini takarlar, ağaç soldukta yerine yenisini dikerler. Karacaoğlan’ın türküleri de dillerden dillere yayılır ALAGEYİK Gökdere köyünde geyik avcısı bir oğlan vardır ismi Halil. Halilin geyik avı tutkusu babadan gelmedir. Her zaman çıkar dağlara 5-10 gün geyik avlayıp döner. Bir de nişanlısı Zeynep vardır. Birbirlerini çok severler. Gökdere köyünün bir de kanlıları Sarıca köyü vardır. Bu Sarıca köyünün ağası Karaca Ali bir gün Zeyneb’i çeşme başında görür ve tutulur. Ne yapıp edip bu kızı almalıdır. Birkaç kere daha gelir çeşme başına hep su ister Zeynep’ten. Zeynep son seferde artık nişanlı olduğunu bi daha gelmemesini söyler. Karaca Ali buna çok sinirlenir. O sırada da Halil yine geyik avına çıkmış dağa. Karaca Ali köyün büyüklerini Gökdere köyüne gönderip kızı üç ağabeyinden istetir, eğer kabul ederlerse iki köy arasındaki kan davasını bitireceğini söyler. Köyün büyükleri de bir araya toplanıp bu işi kabul ederler. Karaca Ali’ye haber göndertirler. Karaca Ali buna sevinir amma arada bir de Halil vardır. Adamlarıyla dağa çıkıp Halile pusu kurarlar. Halil tam pusularına düşecekken bir geyik görüp onun peşine takılınca pusudan kurtulur. Ama o geyiğin peşinden gide gide günleri unutmuş. Köyden iki delikanlı gelip Halili merak ettiklerini, onu köye döndürmeye geldiklerini söylerler. Halil o süreçte bir köye yetecek kadar geyik avlamış. Delikanlılar ona birşey demeden geyikleri sırtlanıp birlikte köye giderler. Halil köye varıp olanları duyunca çılgına döner ama ne yapacağını da bilemez. Sultan karı diye biri vardır köyde namlı. Halil’e sen de erkek misin git o yüzüğü al Karaca Ali’nin yüzüne fırlat nişanlını al deyince Halil köyün tüm delikanlıları yaşlılarıyla gider dediğini yapar geri döner. Bundan sonra Sarıca Köyü ve Gökdere Köyü daha bir kanlı olurlar. Birinin hayvanı diğer tarafa geçse alır gider ucuza Çukurova’da satarlar. Karşı köyden biri tek başına görülse vurulur. Karaca Ali de Halilin tekrar geyik avına çıkmasını bekler ki yine pusu kursun. Ama Sultan Karı söz verdirtmiş Halil’e. Halil de kendini zor tutar gitmemek için. Eline ne zaman saz alsa farkında olmadan geyik türküleri söyler. Karaca Ali sen son barış yaptığımızı söylersek Halil de rahatça ava çıkar der, haber gönderir köye. Halil de bu rahatlıkla tekrar ava çıkmayı düşünür, en son dayanamaz gidip Zeyneb’i gördükten sonra çıkar dağa. Ama Zeynep onu öldüreceklerinden korktuğundan peşine düşer. Ormanın ortasında bir bakar ki pusuya düşürmüşler. Tam Karaca Ali Halili vuracakken Zeynep araya gider omzundan vurulur. Halil pusuyu yarıp köye götürür Zepnebi. Hemen cerrah çağırırlar. Cerrah tam 15 gün köyde kalıp Zeyneb’i iyi eder. Halil’e de sen geyik avcısıymışsın bize bir geyik avlarsın artık der. Halil Zeyneb’in vurulmasından sonra söz vermiştir tekrar ama cerraha da yok diyemediğinden gece gündüz bunu düşünür. Bu sıralarda da kulağına hep geyik sesi gelir, eskiden bu kadar gelmezdi diye düşünür. Bu da Karaca Alinin oyunlarından biridir aslında. Adamlarına ormandan geyik sesi yaptırır her gece. Ama Halil kendini tutar gitmez. Bir zaman sonra sesler kesilir. Düğün günü gelir çatar. Halil ve Zeynep çalgılarla çengilerle bir güzel düğün yaparlar. Tam odaya girmişken Halilin kulağına yine bir geyik sesi gelir. Halil dayanamaz artık Zeynep’e hemen gelirim deyip tüfeğini alıp ormana dalar. O gittikçe geyik sesi uzaklaşır. Ormanın kuytusunda pusuya düşer yine. Ama pusuyu yarmayı başarır bir bakar ki Karaca Ali onu pusuya düşüren. Tüfeğini ona ve adamlarına çevirip onları vurur. Sonra tam dönecekken bir geyik görür sinirlenir peşine düşer. Biraz yaklaşıp onu vurur düştüğünü görünce şaşırır yanına gidince can çekiştiğini görür. Üzerine çıkıp boğazını kesecekken geyik can havliyle tekme atar Halil’e. Halil uçurumun üzerinden yuvarlanır aşağıya bir kayaya takılır ama her yeri kırılmıştır. Köydekiler gelir onu uçurumun aşağısında böyle görünce kurtarmak isterler ama çok sarp kimse inemez. Hemen ip getirip sarkıtırlar ama Halilin her yeri kırık olduğundan o da bırakın gidin beni Zeynep de başkasına varsın der. Zeynep bunu duyunca koşarak uçurumdan Halilin üzerine atar kendini. İkisi orda can verir. O kayanın üzerinden hep geyik türküleri sesleri çalınır, ordan geçenlerin kulağına. Her sene de bahar vakti iki çiçek açarmış kayanın üzerinde. Tam birbirlerine kavuşacakken bir geyik ordan atlayıp çiçekleri ayağıyla ezermiş.
Üç Anadolu EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202514,1bin okunma
·
262 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.