·232 syf.····Okunma: 06 Ekim 2024 03:23 Alfred Adler, 1870 doğumlu bireysel psikoloji ekolünün öncüsüdür. Toplumsallığın üzerinde durarak bireylerin bunun eksikliğini çektikleri takdirde yaşamın olumsuz tarafına yönelebileceklerini savunur. Psikanalizin kurucusu Freud ile yolları bizzat kendisinin daveti üzerine Viyana Psikanaliz derneğinde kesişir ancak daha sonrasında insan ve gelişimini izleyen yönler tarafından birbirlerinden zıt düşünceleri savundukları için ayrılırlar. Adler, Freud’un libido vurgusu ve insanın varlığının kötücüllüğü barındırdığı kişinin nasıl bir insan olacağında bilinçaltının, cinselliğin rol oynadığının düşünmesinin ve hastalıkları bununla ilişkilendirmesinin aksine kişinin eksik yaratıldığını ancak gelişiminin aile ve çevresel faktörlerle ilgili olduğunu, yaşamın olumlu ya da olumsuz tarafında yer alacağını belirlediği 5-6 yaş döneminin toplumsallığı ve sosyal ilişkileri kabullenmesiyle alakalı olduğunu savunur. Bu kitapta da vurgu yaptığı en önemli kısım aşağılık ve üstünlüğün ilişkili olmasıdır. Her insanın varlığında aşağılığın bulunduğunu ve buna karşılık üstünlük sağlamak üzere belirli çıkarlar ürettiğini söylemekte. Tabii bunun yararlı yani yaşamın olumlu tarafında olması bir nevroz durumu değil aksine gelişim sağlamaya yöneliktir. Yaşamın olumsuz tarafında bulunanlardan ise, üstünlük ve aşağılık kompleksi geliştiren nevroza yönelen bir yapıya sahip bireyler olarak bahseder. Örneğin bencil ve ben merkezcilik ile aile yapısında kök söktüren çocukların sosyal hayata geçişlerinde, okula gitmek zorunda kaldıkları zaman bulundukları ortamdan soyutlanabileceklerinden, bunun aksine evde intiba bile uyandırmayan çocukların ise okulda olumsuz yönden etkin bir rol oynayabileceğinden bahseder. Aileler çocukların bireysel psikolojilerini yorumlamada genellikle yetersizlerdir. Bu yüzden eğitimin ve okuldaki üstlerin bu konularda daha bilgili ve yönlendirici olabileceklerini sudan çıkmış balığa dönmüş halde sosyal ortamda zorluklarla üst üste baş etmek zorunda kalacak eksik çocukların kazanılmasında rol oynarlar. Bireysel psikolojiye göre herkes her türlü başarıyı elde edebilir. Ancak ve ancak gayelerini ve umutlarını yitirmiş bireyler başarısızlıklarla karşı karşıya kaldıklarında korkakça davranarak kompleks geliştirir ve yaşamın olumlu tarafında toplumda rol oynamak için sorunlarla yüzleşmek ve sindirerek ilerlemek yerine kendileri gibi yetersiz olduklarını düşünen topluluklarla ilişki kurmaya başlar, suça eğilim geliştirir ya da kendi zararına çalışan yitik bir birey olma yolunda ilerler. Kişinin kendi yararını gözetmesi, karşısındaki kişi üzerinden üstünlük sağlama amacı güderek eylemlerde bulunması eşitliği ve hakları ihlal ediyor olmasının yanı sıra kendini bu sayede yeterli hissettirecek güçlü bir aşağılık duygusu barındırması anlamına gelir. Hayattaki bu istikrarsızlık cinsel yaşamda da problemler yaratmaya devam eder. Aynı zamanda çocuklukta ebeveynler ile kurulan ilişkinin partner seçimine, evlilik hayatındaki sorunlara sirayet etmesine sebebiyet verdiğini vurgulamaktadır. Bir diğer vurgusu ise organsal açıdan yetersiz bireylerin şımartılmış sağlıklı bireylere karşılık çocukluk döneminden itibaren ekstra efor sarfetmek zorunda kalmaları sebebiyle yetersiz organı (örn:görme sorunları) ile alakalı alanlarda daha başarılı oldukları ve topluma mâl olmuş kişilerde buna çokça rastlanmasıdır. Eğer bireysel psikolojinin düş, bedensellik, davranışlar, toplumsallık, ahlak ve eşitlik ilkesi ile ilişkisinin ve hepimizin kullandığı kompleks kelimesinin altında yatan sorunları merak ediyorsanız kesinlikle okumalısınız