Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 06 Ekim 2024 11:25 KPSS çalıştığım dönemden beri okuma listemde duran bu kitaptan 29 alıntı beğendim. Son zamanlarda ince bir kitap olmasına rağmen en çok alıntı yaptığım kitap olabilir. Romantik Dönem'in en önemli gotik eserlerinden olan bu kitabı okumak için uzunca bir zaman bekledim. Oldukça açık ve akıcı bir dille yazılmış hızlı okunabilen bir kitap. Benim çok yoğun bir dönemime denk geldiği için 16 günde okudum fakat iki günde bitirilebilecek bir kitap. Okumayı düşünenlere şimdiden keyifli okumalar.
Şimdi kitabın biraz daha ayrıntılı bir incelemesine geçelim. Frankenstein diyince herkesin zihninde aşağı yukarı aynı figür beliriyordur. Kitaba başlarken benim de zihnimde aynı figür belirdi. Hatta kitabı okuduğumu gören bir arkadaşım hikayesini bildiğim bir şeyi okumayamam diye bir yorumda bulundu. Kendine göre haklı yanları olabilir tabii ki ama ben yine de okumak istedim. Konusundan ziyade ben kitabın akıcı dilini çok beğendim. Yalnızlaşan varlıkları- varlıklar diyorum çünkü hem insan hem de canavarın yalnızlaşmasından sık sık bahsediliyor kitapta- öyle sade ama etkileyici bir dille anlatıyor ki yazarımız, zaten bildiğimiz hikayeyi okuyor olmamıza rağmen hiç sıkmıyor.
Biraz uçuk fikirleri olan Victor Frankenstein çalışmaları sonucunda yepyeni bir türün yaratıcısı olma hayaliyle Canavar'a hayat verir fakat karşısında gördüğü "şey" onu dehşete düşürür. Olayın etkisinden günlerce kurtulamaz hasta düşer. Ruhunun yaraları fiziksel olarak kendisini güçsüz düşürür. Canavar bu süreçte ortalıktan kaybolur. Victor'ın toparlanma sürecinde can dostu Henry Clerval'ın etkisi büyüktür. Yeni yeni toparlanmaya başlayan Victor, evden gelen bir mektupla sarsılır. Küçük kardeşi William öldürülmüştür. Bunun üzerine yas tutmak için evine döner ve bir anlığına yolda yarattığı Canavar'ı ile karşılaşır. İşin içinde Canavar'ın bir parmağı olduğunu düşünür ki sonradan öğreneceğimiz gibi bu düşüncesinde haklıdır fakat bunu kanıtlayamaz ve tüm suç masum Justine'in üstüne kalır, Justine haksız yere idam edilir.
Sebep olduğu şeyi kimseye açıklayamayan Victor perişan haldedir. Canavarla sonraki karşılaşmasında Canavar kendisini dinlemeye ikna eder Victor'ı. Yaratıcısının kendini terk edişinden sonra yaşadığı acıları bir bir anlatır. İyilik yaptığı insanların ihanetinden yakınır. Ben okuyucu olarak bu kısımları dinlerken ucubenin anlattıklarından epey etkilendim, Frankenstein'in bencilliğinden nefret ettim. Ucube, yaratıcısına iki seçenek sunar; ya yatarıcısı kendisine arkadaşlık edebilecek bir dişi yaratacaktır, ya da Frankeinstein'ın hayatta sevdiği herkesi elinden alıp onu da kendisi gibi bu dünyada yapayalnız bırakacaktır. Frankenstein, canavarın insanlara bir daha zarar vermemesi şartıyla bunu kabul eder ve Clerval ile yolculuğa çıkıp bu korkunç işi evinden uzakta bir yerde yapmaya karar verir. İşler yolunda gidiyordur. Bir akşam penceresinde kendisini izlemekte olan canavarı görür ve yaratacağı ikinci canavar ile dünyaya nasıl bir kötülük getireceği düşüncesiyle sarsılır. Yaratacağı dişi canavar ile kendi eseri olan bu korkunç türün dünyaya yayılıp felaket getirebileceği düşüncesiyle kendinden geçer ve oluşturduğu bedeni parçalara ayırır. Dışarıdan bunu gören hilkat garibesi son ümitlerinin de tükendiğini görünce Frankeinstein'a hayatını zehir edeceğini ve düğün gecesinin felaket gecesi olacağını söyler.
Bu olay üzerine Clerval öldürülür. Düğün gecesi Elizabeth öldürülür, bu acıya dayanamayan babaları ölür. Bunun üzerine Frankenstein intikam yeminleri eder. Bunlardan sonra uzun soluklu bir kovalamacayı okuruz. Her şeyin sonunda Frankenstein kahrından ölmüştür. Frankenstein'in cenazesi başına gelen Canavarın yaptığı şeylerle acısını sonsuzlaştırdığını görürüz. Yaratıcısı ölmüştür, kendisi gibi yapayalnız. Şimdi, kendisinin de yaşamak için bir nedeni yoktur çünkü dünyaya gözlerini açtığı günden beridir acı çekiyordur.
Her ne kadar korku türünde bir eser olsa da okuyucada korkudan ziyade üzüntü uyandıracağını düşünüyorum. Yaratıcısı tarafından bile terk edilip yalnızlık acısıyla kıvranan Canavar'a kitabın en başından beri tutundum. Frankenstein'in tutkulu bir şekilde çalışıp yaşam verdiği Canavar'dan korkup kaderine terk etmesi kendisinden nefret etmeme sebep oldu. Sonuçta canavar o görünüme sahip olmayı seçmedi. Dahası Frankenstein, Canavar'ın ne kadar acı çektiğini ve bu acının ona neler yaptırabileceğinin en başından farkındaydı. Sevdiklerin ölümüne birer birer şahit olurken sebep oluğu şeyin ağırlığı altında ezildiğini gördük fakat hayatında kimse kalmayana kadar herhangi bir aksiyon almadığını okurken epey sinirlendim.
Bu yazımı kitapta geçen birkaç alıntı ile bitirmek istiyorum. Bundan önce kitapta Kayıp Cennet'ten birçok alıntıya rastladığım için 2025 okuma listeme John Milton da ekleme karar verdim.
"Yatarız; bir düş, uykuyu zehirlemeye kadir,
Kalkarız; başıboş bir düşünce günü kirletir,
Hisseder, düşünür, akıl yürütürüz; ağlar ya da güleriz,
Sevgili acılarımızı kucaklar, tasalarımızı def ederiz
Hep aynı, ister keder, ister neşe,
Çıkış yolu serbesttir yine de
İnsanın dünü asla yarını gibi olamaz,
Değişim dışında hiçbir şey ayakta duramaz!"
Sayfa 122
"İnsan denen varlık gerçekten de aynı zamanda hem böyle kudretli, erdemli ve olağanüstü, hem de fesat ve aşağılık mıydı? Kimi zaman tüm kötülüklerin tohumu gibi görünürken kimi zamanda asalet ve yüceliğin timsali olabiliyordu."
Sayfa 143
Özellikle şu aralar ülkemizde yaşanan tüm kötü olayları düşündükçe bu alıntı içime işledi. İnsanoğlu nasıl oluyor da böyle zıtlıkları aynı anda içinde barındırabiliyor? Hala aklım almıyor.
Ve son olarak:
"Ama gerçek bu işte; cennetten kovulan Melek hain bir şeytana dönüşür. Oysa o Tanrı ve insan düşmanının bile dostları, yardımcıları vardı; bense yapayalnızım."
Sayfa 265
Canavar, bu sözleri Frankenstein'in cenazesi başında sarf eder. İncelemenin başında varlıkların yalnızlığının sade ama etkileyici bir dille ifade anlatıldığından bahsetmiştim. Olayların bu şekilde bitmesi de düşüncelerimi doğrular nitelikte.
Okuyacaklara keyifli okumalar.