Andreas Gruber / 48 Saat
Psikolojik yönünün ön planda olduğu, merak duygusunun esiri olacağınız bir polisiye gerilim kitabı #48Saat .
Kaçırdığı kişilerle bağlantısı olan birini arayıp; “Kimi ve neden kaçırdığımı bulabilirsen o kişi hayatta kalacak. Bulamazsan ölecek. Sana kırk sekiz saat veriyorum” diyen ve aradığı kişilere birer kutu yollayarak ipuçları veren bir seri katil ile karşı karşıyayız. Kurbanlarından birinin kızı Münih emniyetinde komiser olan Sabine idi. Annesinin ölümünün yasını tutamadan çok sevdiği babasının şüpheli olarak göz altına alınması olayları daha hızlı çözüme ulaştırmak için çırpınmasına sebep oldu. Olayın acilen çözülmesi için dosya Hollanda’dan gelen Maarten S.Sneijder’e verildi. Sıradışı teknikleri olan ve detaylardaki farkları ayırt edebilen çok iyi bir profilciydi.
Bir yandan Sabine ve Sneijder ile olayları değerlendirirken bir yandan da katilimizin yeni telefon görüşmesine odaklanıyoruz. Psikoterapist olan Helen ile bağlantıya girip kırk sekiz saat dilimini başlatıyor. Bu zaman Helen’in hayatıyla sınavı oldu. Bilmediği gerçekler, doğru sandığı yalanlar birbirine girmişti. Bu katil kaçırdıklarını neye göre seçiyordu? Arayacağı kişilere nasıl karar veriyordu?
Giriş, gelişme ve sonuç gibi düşünülüp üç bölüme ayrılmış. Daha ilk bölümünde bir cümle ile katilin kimliğini anlıyorsunuz ama nedenlerini anlayabileceğiniz ayrıntılar verilmiyor. Bu da gizemini sürdürmesini sağlıyor. Karakter çokluğu ve yaşamlarına değinilmesi aşkı, evlilikleri ve aile bağlarını sorgulamaya itiyor. Kitabın en can alıcı detayı ise işlenen cinayetlerin bir çocuk kitabında anlatılan hikayeleri örnek alması oldu. Heınrıch Hoffmann’ın yazdığı Struwwelpeter kitabı ilk fırsatta okuyacaklarım arasında yerini aldı.
Keyifli okumalar…