Çizgili Pijamalı Çocuk adlı çocuk romanı ve devamı niteliğinde olan Artık Hiçbir Yer Ev Değil adlı romanı. Evet, hepimizin edebiyat tercihleri ve zevki birbirinden farklı. Bazen okurken ve yorumlarken bunları bir kenara bırakmak gerekebilir. Özellikle gerçeğe bire bir uyan sadece acı ve ardından gelen suçluluk duygusunu ensende bir nefes gibi hissettiğin kitaplarda. Çizgili Pijamalı Çocuk ve Artık Hiçbir Yer Ev Değil romanları susarak ortak olduğumuz kötülükleri, içimizdeki öldüremediğimiz erkleri bize göstererek bizi rahatsız ediyor. Masum olmadığımızı yüzümüze vuruyor. Kurgusuyla okuru ters köşeye yatıramasa da (yani en azından benim için öyle oldu) konusuyla tedirgin ediyor, okura ayna tutuyor ve akıcı anlatımıyla kendini bir solukta okutuyor.
Birbirinin devamı olan bu iki kitabın içeriğine değinecek olursam ilk yıllarda ( Çizgili Pijamalı Çocuk) savaş zamanlarını, Nazilerin yaptığı Yahudi katliamını, Bruno ve Shmeul'in arkadaşlıklarını, savaşı bu iki çocuğun gözünden tel örgülerin arasındaki gerçekliği okurken Artık Hiçbir Yer Ev Değil kitabında ise Gretel'in Annesi ile Paris'e sığınmasını ve ekabinde peşini bırakmayan acıları, vicdan azabını, suçluluk duygusunu, kardeşinin ölümündeki payından uzaklaşma çabasını okuyoruz
Seriyi okuduğum süre zarfında hep aklımda şu yankılanıyordu; Nasıl oluyor da bu kadar katlima, acıya, zulme uğramış bir millet şuan da aynısını Filistindeki masum insanlara entegre edebiliyor. Kendine yapılan bu zulümü ne çabuk unuttu? Ne ara bu kadar empati yoksunu oldu? Ve ayrtıyen bu zulmü destekleyen ve ardında duran onca Avrupa ülkesi? Bir ara mazlum olan millet nasıl şuanda zalim konumunda kendini görmekten kaçınmıyor? Bu nasıl bir çıkar ilişkisi insan anlam veremiyor.
Artık Hiçbir Yer Ev DeğilÇizgili Pijamalı Çocuk