Jack London- Martin Eden
Spoiler içerir!
Geçimini denizcilikle sağlayan ve yirmili yaşlarda halkın ta içinden olan genç karakter: Martin Eden.
Günün birinde Martin bir olaya karışır ve soylu bir genç adamın hayatını kurtarmasıyla bu genç adamın evine misafir olur.
Bu genç adamın kız kardeşi Ruth’a ilk görüşte aşık olur.
Ruth, burjuva sınıfından,soylu, asil bir aileden gelen eğitimli bir kızdır.
Martin kendini çok yetersiz ve eğitimsiz hisseder. Kendinin en iyi halini ortaya koyabilmek ve Ruth’a layık biri olabilmek için uzun bir serüvene çıkar.
Çok sayıda kitap okuyarak yeterince bilgi ve birikime sahip olmak için çabalar durur. Okuduğu kitaplar ve Ruth’a olan aşkı Martin’in içinde durdurulamaz bir güçte yazma isteği uyandırır. Bir acemilikle yazmaya başlar, ancak yazmak için yeterli eğitimi de yoktur.
Kendini bu konuda da geliştirmeye başlar.
Bu süreçte Ruth’la görüşmeye devam eder. Bu görüşmelere Ruth’un ailesi, başlarda kızlarının daha önce bir erkekle hiç görüşmemiş ve yakınlık kurmamış olması gerekçesiyle izin verir. Ruth ve Martin birbirlerine sevgilerini itiraf ederler. Martin işsiz, eğitimsizdir. Aynı zamanda bireycidir. İlerleyen süreçte, Martin’in hem kendi soylu ailesinin görüşlerine hem de kızlarına layık olmadığı için kızlarını daha eğitimli biriyle evlendirme kararı alırlar.
Ruth, her şeyi göze alarak ve daha sonra Martin’in değişeceğini düşünerek ailesine karşı çıkar.
Ruth, her fırsatta Martin’in bir iş bulup mevki sahibi olması ve düzenli bir hayat kurması gerektiğini söyler. Martin, Ruth’tan iki yıl ister, iki yılda her şeyin düzelmesi, Ruth’a yaraşır bir hayat kurmak için çok yazması ve hikayelerinin kabul görmesi gerekir.
Martin sürekli hikaye, şiir ve makale yazar ve okur. Az uyur ve az dinlenir.
Fakir ve çileli bir hayat sürdüren ablasının yanında yaşayan Martin, başka bir evin küçük bir odasını kiralar ve oraya yerleşir.
Martin, yazdıklarını gazete ve dergilere postalar ancak her defasında olumsuz yanıt alır. Ancak Martin azimle yazmaya devam eder.
Ruth ve Martin buluşmalarında Martin, yazdıklarını ilk Ruth’a okur onun düşüncelerini merakla bekler.
Ruth bu konuda çok ilgisiz ve üstünkörü cevaplar verir, Martin’in düzenli bir iş bulmasını ekler.
Martin, küçük odasında açlık, hastalık ve yazma isteğiyle yaşamını sürdürür.
Martin’in Brissenden adında onun gibi yazan asil bir arkadaşı vardır. Yazmak ve düşüncelerini savunmak onlar için bir hayat gayesidir.
Brissenden, onun açlığını, zayıflığını görür, ona yardım eder, yemek ısmarlar. Yazdıklarını dergilere göndermemesi gerektiğini, onu asla anlamayacaklarını da savunur.
Kendisi de böyle yapmıştır.
Bir muhabir tarafından Martin’in bir skandalla anılması üzerine Ruth ayrılık kararı alır. Martin, bu ayrılıktan sonra kendi kabuğuna çekilir ve yazmayı bırakır. En son yazdığı kitabı bastırmaya karar verir. Yayıneviyle iletişime geçer ve olumlu yanıt alır.
Martin, nahif ruhlu, düşünceli, sevdiğine layık olabilmek için kendisini değiştiren biri. Herkes ona “Bir işe gir çalış.” derken o hayalini gerçektirmek için çabalayıp durdu, kimse ona inanmadı. Martin de onlara aldırış etmedi ve umudunu hiç kaybetmedi.
Ruth’un Martin’i şekillendirmeye çalışması, mevki sahibi olması gerektiğini söylemesi, Martin’in fikirlerini beyan ettiğindeki utanışı, yazdıklarını umursamayışı aşık bir kadının yapacağı şeyler değildi bana göre. Martin ün kazandıktan sonra yazdım dediği yazıları yazdığı süreçte yanında olmayan herkesin, onun yanında olmaya çalışması, yemeklere davet edilmesi, Ruth’un geri dönüşü, af dilemesi, Martin Eden hep aynı Martin’di ama bunu anlamaları için artık çok geçti…
-“Neden o zaman karnımı doyurmadınız? Onlar o zaman yazılmıştı.” (syf: 445)
Martin, yanında olan ev sahibinin bütün dileklerini gerçekleştirdi, ablasının rahat bir hayat yaşamasını sağladı, onu seven işçi sınıfı bir kızın eğitim almasını sağladı, iş arkadaşına bir iş yeri satın aldı ve gitti.
Kitap bitti, ama o büyülü dünya, umudunu yitirmeyen Martin, düşünceleri, saf aşkı, azmi, büyük bir hayranlıkla zihnimde yaşamaya devam ediyor.
“Sadece sevdim seni. O kadar çok sevdim ki bırak senin gibi capcanlı bir kadının kalbini, taşı bile eritmeye yeterdi aşkım.” (syf:207)