Hani hayatının film şeridi olması hali var ya.. Yanına oturduğunuz ihtiyarla çok eskiden başlayıp kendi hayatına derinlemesine giren bi sohbette bulursun öyle bir hissiyatı var ( ama bizim ihtiyarlar genelde kendilerini eleştirmeyi sevmez, beceremez. Zordur kendi yanlışlarını anlatmak. ). Ciddi bir otokritik yani kendi hatalarını çıkarıp yüzüne vurma hali var. Aslında başkarakterimiz Fugui bir yerde kendini toparlıyor ve gençlik hatalarını tekrar etmiyor ama bu sefer de hayat onu o kadar fazla dövüyor ki tutunduğu hiç bir dal bırakmıyor. O da en son tutunmamanın ve kendini akışa salmanın huzuruna varıyor.
Çinli yazar bazen bir kelimeyle aniden karakterin öldüğünü yazıveriyor. Öyle alelade bi paragrafın içinde ve ne olduğunu anlayamıyorsun. Şok olmanıza müsaade etmiyor adeta. Bazen de ölümü beklerken hayata sarılan biriyle karşılaşıyorsunuz. Önsezilerle okuyamıyorsunuz. Çatışmanın ortasında da kalıyorsunuz, bir sofrada ailenizle gülüşerek yemek de yiyorsunuz. Sonra bir cenazede hıçkırarak ağlıyorsunuz. Hayat gibi.. Yaşamak gibi..
Kendi adıma yakınını kaybetmiş olmanın ne demek olduğunu çok iyi anladığım bir dönemi geride bırakmışken bu kitabın denk gelmesini biraz manidar buldum. Dolayısıyla göz yaşı torbalarınızın bu okumanın parçası olabileceğini bilmeniz lazım.