Ah Holly vah Holly…
Ah King vah King…
Neden mi?
Holly yıllar sonra bulduğu dostunu ve iş arkadaşını kaybettikten sonra arayı düzeltmeye başladığı (sayılır) annesini de Covid’e kurban veriyor. Artık o hem takıntılı hem de geçmişinin anıları ile beyni meşgul olan bir dedektif. Annesinin cenazesine zoom ile katılabiliyor. Evet, kitabımız Pandemi döneminin göbeğinde, ikinci dalganın yaşandığı 2021 yılında geçiyor.
Holly yas döneminde ne yapacağını bilemiyor. Ortağı Pete de Covid olmuş, karantinada. O sırada bir telefon geliyor. Kızını kaybetmiş bir annenin son feryadı. “Kızım kayboldu, polis bir şey yapmadı, kızımı bul!”
Holly’nin önünde bir yol ayrımı var. Ya telefonu kapatıp olayı başından savacak ya da kafasındakileri geri plana itecek bir dosyaya sarılacak.
Holly bu, ikinciyi seçiyor. Tabii hiçbir şey kafasındakileri geri plana itemiyor.
“Evren Sana Bir Dal Uzatır”
King kitabın akışında farklı bir yol izliyor. Hepimiz katil kim (ya da kimler) biliyoruz, katilin amacını biliyoruz, kimleri öldürdüğünü biliyoruz, Holly’e gelen telefona konu olan Bonnie’ye ne olduğunu biliyoruz. Yani olay katilin kim olduğunu aradığımız ve olayların nasıl olduğunu merak ettiğimiz bir polisiye değil. Burada amaçlar öne çıkıyor.
King bu kitabın yazım aşamasında yaşadıklarını kitabın sonunda anlatıyor. Kafasında sadece Holly’nin annesinin cenazesine Zoom ile katıldığı görüntü varmış ve bunu çevreleyecek konuyu da gazetede görmüş.
“Katil ihtiyarlar…”
King bu konuyu kendi tarzında değiştirmiş ve kitabın bence tek başarılı adımı bu olmuş.
Şimdi başta neden Ah King Vah King dediğime gelelim.
Lafı uzatmaya gerek yok: King artık Holly’nin peşini bırak! Lütfen…
Holly karakterini sevdiğini biliyoruz, hakkında o kadar çok şey yazdı (ve yazıyor) ki artık bu karakterin onda takıntı olduğunu düşünüyorum. Holly’nin bazı özellikleri King’ten geliyor aslında. Ama bir Sadık Okur olarak Holly’nin takıntılarını, kafasındaki karmaşayı ve beceriksiz tavırlarını okumaktan sıkıldım. Her seferinde aynı şeyleri okuyormuşum hissi sadece bende oluşmamıştır sanırım.
Holly’nin yer aldığı kitaplar teknik olarak da birbirlerine çok benziyorlar. Holly bir dosya alır, o sırada sorunları vardır, dosyayı çözmeye çalışırken sorunlarıyla da boğuşur, finalde zor duruma düşer, müthiş üstün zekalı dostları gelir onu kurtarır ve dosya çözülür. Bu kalıplar içinde kalmak King’e de hiç yakışmıyor. Bir önceki romanında fantastik dünyanın sınırlarını zorlayan, masalları evirip çevirip bizlere bambaşka şekillerde sunan King gitmiş, basma kalıp cümleler, ne olacağını tahmin edebildiğimiz bir olay akışı sunan King gelmiş. Bunu kabul etmek istemiyorum.
Bu nedenle Holly’nin artık zamanının dolduğunu, Holly hikayelerinin istesek de istemesek de farklı olmayacağını anlıyoruz. Oku ve geç tarzı bir kitapla (özellikle 1 sene bekledikten sonra) karşılaşmayı kimse istemez.
Hikayenin tek orijinal tarafının yaşlı çift olduğunu söylemiştim. Buradaki yamyamlık sahneleri, insan etinin hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili bilgiler çok iyiydi. Öyle iyi yazılmış ki okuru iki arada bir derede bırakmayı başarıyor. Yer yer onlara hak bile veriyorsunuz. King, bu kitapta bir kaç ürkünç sahne olacak derken sanırım ihtiyarların kaçırdığı insanlara yaptıklarını anlattığı sahnelerden söz ediyordu.
King’in Trump karşıtı, koyu bir Demokrat olduğunu biliyoruz. Son yıllarda sosyal medyada sürekli bunu vurguluyor ama bunu kitaplarına da sokması tartışmalı bir konu. Bir nebze kabul edilebilir ama Holly’de dozu kaçırmış gibi geldi bana. Özellikle aşı karşıtlarını, Covid’e inanmayanları yerden yere vuruyor. (İlginçtir o karakterlerin hepsi de Trumpçı)
Toparlamak gerekirse, Holly belli kalıplar arasına sıkışmış, Kan Varsa’yı ya da Yabancı’yı okuyormuş hissi verdiren, takıntıları ve aşamadığı geçmişi nedeniyle yer yer sıkıcı olan bir karakter sunan bir roman. Holly’nin annesi ile olan çatışması ve Barbara’nın şairlik macerası (çok uzun, gereksiz uzun) nedeniyle kitabın ana konudan yer yer saptığını görüyoruz. Kısaca bu roman benim için son dönemde başarılı bulamadığım bir King romanı oldu.
Son olarak da kitabın çeviri ve edit sorunlarından bahsetmek istiyorum. Bence kitabın çevirisinde anlam veremediğim bir problem var. Özellikle kitabın ilk bölümünde cümleler kesik kesik, bölünmüş gibi. Orijinali de öyle mi, bakmak gerek. Kitaptaki yazım hataları da maalesef bir hayli fazla. 1 sene bekledikten sonra bunlarla karşılaşmak ihtiyarların parfesi gibi bir tat bıraktı ağzımda.