“Eylül ! Öyle bir ay ki geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekir. İçine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için , insan o güzel havaların , devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp üzülür ve hasret çeker.”
.
Çağdaş edebiyatın Halit Ziya’dan sonraki temsilcisi olarak geçen Mehmet Rauf’un incelikle yazılmış romanıdır Eylül. 1900 yılında yazılan eser ilk Türk psikolojik roman olarak bilinir.
Kitapta evli Süreyya ve Suat’ın kuzenleri olan Necip ile ilişkisi ve Suat ile aralarında geçen gizli aşk konu edilmiş. Çiftin yalıya taşınmasıyla Necip’in onlarla kurduğu bağ ve yavaş yavaş Suat’a olan hislerinin farkındalığı, hiç bir detay atlanmadan aktarılıyor. Konusu olay döngüsünden çok karakterlerin hislerine dönük anlatımıyla özel bir eser. Bir aşkın yaşanış şekli , hislerini anlamıştık şekilleri açısından gerçekten farklı. O dönemde özellikle evli bir kadının mahremiyetini de koruyarak anlatılmış. Kült bir eser olduğu aşikar ancak bitişi “acaba bu aşk için kim ölür “ diye göstermek amacıyla yazılmış olduğunu düşündürdü bana..
Şu an tarifi çok zor bir duygusal bağdan bahsediyor. Kim bu kadar tanımlar tarif eder bilemem ama duygularını bu kadar içini doldurarak yaşamak çok kutsal. Ki karakterler de defalarca bunu vurguluyorlar. Bir insanı gerçekten sevmek, o sevginin hakkını vermek nasıl mümkün ? Dönemi de hesaba katarak değerlendirmek lazım ama bence yine de herkesin aradığı şey aslında bu, samimiyet şüphesiz sevgi , katıksız bir aşk.. Ancak irdelenince ortaya çıkan farkındalığı az konu..
Okuyun anlarsınız