Nehir romanın kronolojik bakımdan en güncel zamanlara denk gelen bölümü. İkinci Dünya Savaşı patlak vermeden hemen önce geçiyor. 5 dakika falan kalmış yani, o derece. Bu sefer konu bütünlüğünün olmaması gibi bir dert mevzubahis değil. Kullanılan dil ise tek kelimeyle muazzam. Okuduğum en estetik kitaplardan biri diyebilirim. Gelgelelim hikâye, hiç değilse romanın sonlarına kadar, aşırı derecede klişe denilebilecek bir biçimde ilerliyor. Karakterlerimiz yine aşık oluyorlar ve inanmazsınız, muhtelif fikirler bile ifade ediliyor. Bazen gezmeye (!) dahi gidenlerin söz konusu olabildiğini gördüm. Tabii, 10 dakikada bir konuşmaya dahil olanların, "YAHU ŞU BATI!! GARP İŞLERİ DİYORUM, GARP!! N'APTIK ONU, YAPIYOZ BÖYLE ŞEYLERİ Dİ Mİ?!?! AKSATMAYALIM ONU HA!!! HEY BİR DAKİKA, N'OOLUYOR LAN ORADA, GARP MI O SENİN ELİNDEKİ?!?!" şeklindeki dellenmelerini göz önüne alacaksınız. O dönem böyle. Gerçi şimdi de böyle ama sanırım parasız Avrupa olunmayacağını anlayınca sanatçılarımız konuyu odak noktası yapmaktan vazgeçtiler. He şayet Brüksel bir gün Ankara'yı arar da, "Baba bir kitabınızı okudum, yani, ne diyeceğimi bilemiyorum. Yarın gelin de şu AB işinizi halledelim. Ulan ne aktı bee," falan derse, ben de kendime yakışanı yapar ve bu incelemeyi dakikasında silerim. Önerilir.