Her genç kızın, çocukluğunda kitaplarına sıkı sıkıya tutunduğu bir yazar vardır. Hevesle okuduğu o kitaplar henüz farkında olmasa da var olacak olan bir hayatın temellerini oluşturur. Duygularını, düşüncelerini ve de elbette hayata bakış açısını... Tüm bunlar kitapların bir sihridir ve henüz genç bir kızken okunan kitaplar bu genç hayatlarda daha sonra okuyacağı kitaplardan daha büyük bir etki yaratır.
Benim için o yazar Sarah Jio'ydu.
Çok erken başlamıştım bu yazarın kitaplarını okumaya. Dürüst olmak gerekirse yeni bir ortaokul öğrencisinin okumasının pek erken olduğu bir yaştı. İlk okuduğum kitap Böğürtlen Kışı'ydı hatta. Beni o yaşımda çok etkilemişti ve hayatın zorluklarının farkına varmam, sakin geçen çocukluk dönemimde o zaman başlamıştı.
Hayat, benim yaşadığım gibi her zaman sevinçle dolu değildi. Çocuk aklıyla bu zamana kadar hep öyle düşünmüştüm ve okuduğum kitaplar da bunu kamçılıyordu. "Hayat şefkatli bir dosttur." Oysa o kitabı okuduğum zaman bazı şeyleri irdelemeye başladım.
Hoşuma gitti de bu yaklaşım ve kendimi yazarın tüm kitaplarını çölde susuz kalmış birinin hevesiyle içerken buldum. Yazarın geçmiş ve şimdiyle kurduğu bağlantılar beni öyle meraklandırıyordu ki, var olan trajik hayatların güzel sonlarında kendimi avutmaya başladım.
Hepsi kalbimde derin bir iz bıraktı teker teker. Özellikle "Yağmur Sonrası" kitabı. Bir günde bitirdiğim için evde nasıl da gururla dolaşmıştım! Beni aşırı derecede okumaya bağlıyordu yazarın kitapları ve bundan hiç ama hiç şikayetçi değildim.
Derken araya zaman girdi. Okul telaşıyla sevdiğim çocukluk yazarımdan koparıldım. Liseye geçtiğimde artık genç bir kızdım ve bazı şeyleri daha açık bir gözle sorgulamaya başladım.
Ah! O zamanlar içimde kelebekler uçuşturan aşkların ihanet hikayeleri olduğunu anladığımda içimde bir şeyler eksildi. Oysa beni aşka inandıran bu kitaplardı! Ruh eşinin varlığına ben bu kitaplar sayesinde kandım. İleride bulacağım aşkımın ilk umutlarını bu satırların arasında aradım.
Üzüldüm sonra. Nasıl olabilirdi? Gerçek aşk adına okuduğum (elbette Yağmur Sonrası kitabı üzerinde duruyorum) kitapların aslında gerçek aşkı bulmak adına da olsa sadakatsizlik taşıdığını fark ettim. Çok üzülmüştüm. Ama bir şeylerden habersizdim.
Bugüne kadar... Uzun bir aradan sonra tekrar buluştuğum yazarın "Londra'dan Sevgilerle" kitabıyla. İlk çıktığında almak istediğim bu kitabı aynı nedenden dolayı erteleyip durdum. Ama kader bu kitabı, bir ödevimin konusu olarak karşıma çıkardı. Yüzlerce kitabın arasında gözüm tanıdık bir isme çarptı. "Bu bir kader." diye düşündüm. Tekrar çocukluğumla tanışmak için...Zevkle bu yazarın kaleminden çıkan kelimeleri, yatağın üstünde uzanarak okuduğum zamanları hatırlamak için... Sabahtan akşama kadar bitirmek için odadan çıkmadığım o duyguyu tekrar hatırlamak için...
Öyle de oldu. Çok yoğun bir dönemden geçmeme rağmen kitabı üç günde bitirdim. Belki rekorum değil ama bana o zamanları anımsattı... Bazı şeyleri de kesin bir şekilde anladım.
Beni çeken şey saf duygulardı. En başından beri kapılıp gittiğim, hayatın tüm acımasızlığına rağmen hazırladığı güzel sonlardı. Çünkü yazar bana bunu inandırmıştı. Kitap boyunca her zamana karakterlerin kaderine yanmış, daha sonrasında sonları için gözümde yaşlarla tebessüm etmiştim. Bana yazar hayatta bunu öğretmişti işte: "Hayat ne kadar kötü giderse gitsin, en sonunda her zaman ikinci bir şans vardır."
Bir mutluluk, belki bir sevinç. Gizliydi belki kaderde ama hep vardı ve olacaktı.
Aşklar sadakatsizlik üzerine kurulmamıştı. Çünkü "Gerçek aşk söz konusu olduğunda hiçbir şey karmaşık değildir." Hayatın sunulan ikinci perdesinde onlar oynamak istemişti, hepsi bu. Kalpler çarpmıştı bir anda ve zamanla bir olmuşlardı.
Ve ben hep bunun hayalini kurdum. Bana aşkı da yazar öğretti. Bu yüzden birazcık kızgınım ona. Çünkü bana hissetmemi vaadetiği duyguları hissedememekten korkuyorum. Ya Eloise gibi Edward'ımı bulamazsam, ya Westry Green'im hayatımda hiç var olmazsa... Gözlerim parıldayarak birine aşık olduğumu fısıldayamazsam... Tüm bunlar hâlâ bir soru işareti. Ama umuyorum ki güzel şeyler gerçekleşecek.
Şimdi tekrar anladım işte. Bu kitaplara neden böyle sıkı sıkıya tutunduğumu, hayatımda neden böyle önemli bir yer kapladıklarını, ve de yıllar geçse bile hep kendini hatırlattıklarını...
Çünkü bana öğrettiği, (belki de kandırdığı, ama sesimi çıkarmayacağım, çünkü inanmak istiyorum.) buydu:
"Umut tükenmiş gibi görünse de ikinci şans her zaman vardır."
Kaybettiğimi zannettiğim bu dersi bana tekrar hatırlattığın için teşekkür ederim. Uzun zaman oldu. Ama seninle tekrar buluştuğum için minnettarım.