Puan vermedi·230 syf.····Okunma: 15 Ekim 2024 08:29 ---
Sürgün ve sürgün edebiyatının önde gelen yazarlarından Refik Halit Karay, hayatının büyük bir bölümünü sürgünlerde geçirmiştir. Eserlerinde bu tecrübelerini ya bizzat yazmış ya da kurgusal karakterler üzerinden bizlere yansıtmıştır.
Romanda, memleketinden sürgün edilen eski kurmaylardan Hilmi Bey’in Orta Doğu illerinde geçirdiği maceralar
Bu romanında yazarın Orta Doğu'daki sürgün hayatında izler görmek mümkündür. Romanın ana karakteri Hilmi Efendi’nin, yeni rejim alehtarlığı yüzünden sürgün edilmesi, Refik Halit Karay’ın Peyam-ı Sabah gazetelerinde kaleme aldığı yazılardan ötürü sürgün edilmesiyle benzerlik göstermektedir. Eserde, sürgündeki kişilerin yaşadığı hayatlar ve Osmanlı şehzadelerinin düştüğü acınası durumlar gayet açık bir şekilde aktarılmıştır. Sürgüne maruz kalan kişilerin düştüğü perişanlık ve acınasılık, birinci kişi ağzından hissettirilmiştir.
Romanın baş karakteri Hilmi Efendi, sürgünde tanıştığı yeni ahbaplarla türlü ortamların ve maceraların içine girmiştir. Ailesine kavuşma ihtimalinin imkansızlığı, metnin ilerleyen sayfalarında kendini daha kuvvetli hissettirmiştir.
Metnin son bölümünde, yeni bir karakterle tanışırız: Eski paşazadelerden İrfan Efendi, baş kahramanımızı hem kurtarıcısı hem de sonunu getiren bir karakter olarak güzel bir şekilde işlenmiştir. O dönemin yazarlarına has olan büyük tesadüfler silsilesini bizlere aktaran karakter olmuştur.
Ayrıca romanda önemli bir yere sahip olan Hilmi Efendi’nin kızı Seher, yazarın kadına ve toplumda kadının yerine dair bakış açısını düşündürmektedir.
Karay, bu eserinde bize Orta Doğu kentleri olan Beyrut, Şam ve Halep'in o yıllardaki çehresini, sosyal ve siyasal yapısını kendi bakış açısıyla yansıtmaktadır. Kısaca değinecek olursak; Beyrut, Akdeniz ikliminin görüldüğü, hareketli gece hayatı ve kozmopolit bir yapısıyla Orta Doğu'nun cazip şehirlerinden biri olarak tasvir edilir. Bu itibarıyla tipik bir İslam şehrinden ziyade kozmopolit bir Akdeniz şehri olarak tanımlanır. Şam ise, karakterimizin kendini en rahat hissettiği şehir olarak geçer. Burası, tipik bir İslam şehri edası gösterir; Beyrut'un aksine içine kapanık, muhafazakâr ve Arap milliyetçiliğinin yoğun olarak görüldüğü bir yerdir.
Kitabın son bölümü Halep şehrinde geçmektedir. Burası, Türkiye’ye konumuyla birlikte çehresi ve hayat tarzıyla oldukça yakınlık göstermektedir. Kısacası bu romanda memleketinden sürülmüş eski bir askerin doğu illerinde sürdüğü türlü maceralar ve sıkıntıları konu almaktadır. O döneme merakı olanlar. Orta Doğunun mütareke yıllarından sonraki halini merak eden okurlar için okuması çok zevkli bir kitap olacağını düşünüyorum.