·139 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Ekim 2024 15:08 Bu kitabı okurken aklıma Jack London’un “Açlar Ordusu” kitabı geldi. O kitapta da London’un acılı hayatını görüyorduk. “Mektuplar” da Fyodor Dostoyevski’nin gençliğinden yaşlılığına kadar sevdiklerine gönderdiği mektuplardan oluşuyor.
Kitabı açar açmaz Dostoyevski’nin paraya ihtiyacı olduğunu ve para göndermeleri için yakınlarından yardım istediğini görüyoruz yazarın. Yazarlık kariyeri başladıktan sonra Dostoyevski’nin zengin olup daha rahat bir yaşamasını bekliyor insan. Ama önemli eserlerini vermeye başladıktan sonra bile mektuplarında maddi durumunun iyi olmadığını ve başkalarından maddi destek aldığını söylüyor Dostoyevski.
Maalesef yazarın tek sorunu para sıkıntısı değil. “Açlar Ordusu”nda Jack London gibi “Mektuplar”da da Dostoyevski’nin hapse girdiğini ve hapiste yaşadıkları hakkındaki karamsar düşüncelerini görüyoruz. Hapisle beraber idam cezası alması, hatta idam cezasının son anda affedilmesi ve bunu bizzat yazarın ağzından okumamız çok vurucu. İdamdan kurtulsa da Dostoyevski’nin cezası bitmiyor. Ülkesinden sürülüyor. Dostoyevski ülkesini iki kez terk etmek zorunda kalıyor. Birincisi sürüldüğü için. Diğeri de yıllar sonra borçlarından dolayı. İkincisinden sonra yazar Avrupa'daki Rusların ülkeleri hakkındaki negatif düşünceleriyle çatışıyor.
Yazarın sadece acıklı hayatını görmüyoruz. Sık sık klasik yazarlar (Puşkin, Gogol) ve eserleri hakkında yorumlar yapıyor. Kendi kitaplarının yazım süreçleriyle ilgili bilgiler veriyor. Bazı kitaplarının uzun sürdüğünü söylerken açıklama olarak iyi bir eserin aceleye gelmemesi gerektiğini ve uzun bir zamanda yazılabileceğini söyler. Bunu açıklarken de diğer yazarlardan örnekler de verir. Bazen romanının ana karakterine “hiç ilerlemediği” için kızdığı bölümler de oluyor.
Beni en sarsan kısım yeni doğan kızının üç aylıkken öldüğünü anlattığı mektubuydu. Mektuplarındaki şu iki ifade okuyanı daha da sarsıyor.
“İnan bana, eğer hayatta kalabileceğini temin etseydim, onun yaşaması için, çarmıha gerilerek ölmeye çoktan razı olurdum.”
“Eğer başka bir çocuğum olursa, sana gerçeği söylüyorum, onu sevmek elimden gelecek mi bilmiyorum. Nereden çıkacak, nereden doğacak bu sevgi? Sadece Sonia’yı istiyorum ben.”