Eserde Peyami Safa’nın hayatı eserleri ve gazetecilik hayatı üzerinden ele alınmıştır. Yetim kalmaktan, belki de babasız büyümekten ve kendini yetersiz hissetmekten mütevellit çeşitli psikolojik sorunlarla boğuşan ve kalemiyle yaşamını sürdürmeye çalışan farklı bir insan portresiyle karşı karşıyayız. Eserin yazarının girişte beğendiğini ifade ettiği gibi biyografinin roman tarzında yazılması durumu ile bu eserin Stefan Zweig gibi başarılı bir yazar tarafından yazılması düşünüldüğünde şu soru akla gelmektedir: “Böyle ilginç bir tipten psikolojik tahlilleri de içeren ne kadar muhteşem bir eser ortaya konabilirdi!” Hakkını yemeyelim yazar da ortalamanın üzerinde bir gayretle eseri ortaya koymuşsa da kendisinin beğendiği “aliyyülâlâ” kıvamda bir eser olmamıştır. Henüz Türk Edebiyatı kendi Stefan Zweig’ini bulamamıştır. Tarihî şahsiyetlerin hayatlarının roman tarzında ele alınması Batı’da yaygınlık kazanmışsa da bizde maalesef istenen kalibredeki eserlerin sayısı çok azdır. Bu bağlamda Peyami Safa’nın gerçek bir biyografisi henüz yazılamamıştır denilebilir. Bununla birlikte yazar olması gereken giden yolda önemli bir adım atmıştır.