Bukowski okumaya karar verdiğimde hangi kitabı ile başlamalıyım diye araştırma yapıp çoğunluğun ekmek arası kitabını önerdiğini görünce kalemi ile tanışma kitabım bu oldu. İyi ki de bu olmuş, yeraltı edebiyatı dedikleri bu saçma sapan türü bu kadar şişirilmiş bir yazar ve kitabı ile okumak güzel bir örnek oldu bana. Hiçbir edebiliği olmayan sadece bir çocuğun zorlu bir yaşamı üzerinden ki bu da kendisi oluyor ele alınmaya çalışılan bir konuya sahip. Yazarın kendi hayatını da yansıttığı için yarı otobiyografik sayılan bir eser, araştırdığım kadarıyla birçok okur bu eseri beğenmiş ve ben birçoğunun aksine tiksindim. Bu kitapta ele alınan çocuk bir açıdan yazarın kendisi sadece ailesinden gördüğü eziyetin arkasına sığınmasın, ahlaksız pisliğin teki. Natüralizm hayranları, küfür severler veya cinsellik (10 yaşındaki bir çocuğun iğrenç cinsellik ilgisi) okumayı sevenler okuyabilirler.
Konusundan da kısaca bahsedecek olursam; Ahlaksız, alkolik, şiddet eğilimli bir baba, babayı sırf baba olduğu için haklı gören kötü bir anne, ahlaki yönden çökmüş sevgisiz bir yuva ve bu yuvada sürekli şiddet gören, baskılanmış, yaşamış olduğu ailenin, gördüğü şiddetin ve sevgisizliğin etkisiyle kötü bir çocukluk yaşayan bir çocuk. Çocuk ile ilgili kısımlar yoğun ve rahatsız ediciydi. Bir çocuğun küçük yaşta bir kız çocuğuna, öğretmenine, hemşireye karşı cinsel istek ve anlatımını ele almış ve bunlar rahatsız ediciydi, kendi bedenindeki cinselliği keşfeden ve zihni bu yönde çalışan bir “çocuk”
Yazarın hayatı ile ilgili biraz araştırma yaparsanız, pek iyi bir yaşantısı olmadığını da göreceksiniz. Bu kitap yazarın kötü geçirdiği çocukluğunun arkasına sığınarak kendi pisliğini meşrulaştırmasından başka bir şey değil, kendinden hiç utanmıyor, kitap boyunca acaba düzelip iyi biri olacak mı dedim