·283 syf.····Okunma: 20 Ekim 2024 15:24 Oğuz Atay, Cumhuriyet Dönemi yazarlarından modernist eğilimi olan bir yazardır. Bir bilim adamının romanı adlı kitabında bizlere alışılmışın dışında biyografi yazmıştır.
Kitap Mustafa İnan'la aynı memleketli olan (Adana) genç delikanlının İstanbul'a gelip Tübitak tarafından verilen ödül törenini görmesiyle başlıyor. Tübitak tarafından verilen ödül de Mustafa İnan'a verilince genç delikanlı "kim bu Mustafa İnan?" diye sormasıyla bir profesör ile birlikte araştırmalarıyla başlıyor.
Mustafa İnan'ın seyyar postacı olan babası ve ev hanımı olan Rabia hanımdan, Adana'da fakir bir aileden gelmesini, 4 yaşındayken damdan düşerek sağlık problemleri yaşamasını ancak Divan Edebiyatı'na, matematiğe hep ilgili olduğunu, dersleri dinlerken bile not almadığını, hafızasının kuvvetli olduğunu, arkadaşlarının onun not tutmayıp nasıl bu kadar yüksek not alır, diyerek Mustafa İnan'a kopya muamelesi gösterdiklerini, yaşadığı zorlukları ve ölümü ele alan birçok konuyu yazmıştır Oğuz Atay.
Peki neden yazmıştır?
Oğuz Atay, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden İnşaat Fakültesi'nden hocası olan Mustafa İnan'dan etkilenmiş, ve Jale İnan, Cahit Arf gibi birçok tanıdığından hayatını araştırarak yazmıştır. Peki öyleyse neden yazma gereksinimi duyuyor?
Oğuz Atay, bizlerin pek bir desteği, imkanımızın olmaması gibi pek çok bahanelere sığınarak hedeflediğimiz yerlere gitmediğimizi biliyor, Mustafa İnan'da bizim gibi imkanı olmayan bir çocukken başarılı bir bilim insanına dönüştüğünü, Mustafa İnan'ın da bizlere rol model olmasını istediği için yazıldığını söylemeke mümkün.
Kırıcı yanı şu ki bu tür insanların, Mustaf İnan olsun, Oğuz Atay olsun, hep öldükten sonra değerleri biliniyor, öldükten sonra ödüllerini, hak ettiklerini alıyorlar. İlla değerleri bilinmeleri için ölmeleri mi gerekir? Bir insan ölünce mi değere biner? İnsan hayattayken de değer bilinmez mi?