·328 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Ekim 2024 21:25 Bayılacağımı, bilgiyle dolup taşacağımı bilerekten başladığım bir kitaptı ve asla yanıltmadı.
Kitapta Adler’in de konu aldığı bir mesele hakkında yazı yazmak istedim.
Psikolojik çalışmalarda eleştirilen bir konu hastaların çocukluk dönemlerini odak alarak çalışmaktır. Üniversitede bir hocam da (kendi fikri olaraktan) bu durumun bazı noktalarına katılmadığını, sürekli çocukluk travmaları üzerinden ilerlemenin çok da doğru olmadığını dile getirmişti. Fakat bu konuda onunla ayrılıyoruz (hocamı çok seviyorum...) çünkü bireyin çocukluk çağında yaşadığı deneyimler kişinin temel anılarıdır, bu dönemlerde çok önemli nöron hareketleri söz konusudur. Bunlar deneyim sonucunda oluşan nöronlar da olabilir ya da budanma (nöron kaybı) da oluşabilir. Birey bu dallanma ve budaklanma süreçleri ile şekillenir. Bu yüzdendir ki bebeklik ve ilk çocukluk dönemleri bireyi yetişkin çağında 'anlamlandırmaya' ve onu 'tanımaya' çalışırken önemlidir.
Aynı zamanda hastalarımızla bir terapi sürecindeyken şimdiki hayatından başlayıp sayısız izlenimlerini tekrar tekrar ele almaktansa (tabii ki bunları önemsizleştirdiğim yok) hastaların yaşam modellerini anlamalıyız. Yani ilk yaşam yıllarına, ilk deneyimlerine inilmelidir.
“Ruhsal yaşam, erişkinlik döneminde de aynı temel çizgi üzerinde seyreder. İster çocukluk ister yaşlılıkta bireyin yaşam amacının aynı kaldığı görülür.”