June, aslında pek de değişik olmayan bir kız. Böyle diyorum çünkü June gerçekten de siz ya da ben gibi biri. Düşünce stili tıpkı bizim gibi. Yaşadıklarının olağanüstü bir yanı yok, hiçbir büyük yanı ya da özelliği yok. Sadece kocaman bir aşkı ve bir o kadar büyük de bir sorumluluğu var.
June, dayısı Finn'e karşı çocukluğundan beri bir ilgi besliyor. Bu ilgisine hiç karşılık bulamasa da çocukluğunun saflığıyla bir yerden bir yere şehirde Finn'le sürüklenmek ona yetiyor da artıyor. Her kitapta idealize edilmiş, tanrısallaştırılmış bir karakter olur, bu kitabın gözlerdeki büyük adamı da Finn. Finn eşcinsel bir ressam. Büyük eserler veren ancak yine de son zamanlarda sanat camiasından aniden çekilen biri. Kitabın Finn ve Toby çevresinde işlediği AIDS kavramı da gerçekten bağlam içinde kendini hissettiriyordu.
June ve Greta'nın ilişkileri beni uzunca düşündürdü. Acaba hayatımda benim de June'ın Greta'ya yaptığı haksızlıkları yaptığım birileri var mı, dedim yer yer. Greta'ya kalbimde bol bol sempati oluştu.
Her şeyin ötesinde kitaptaki her bir cephe ayrı ilham vericiydi. June'ın annesinin hikayesi ve karakteri, June-Greta ve bunlara birebir benzeyen Finn-Dani ilişkisi, Finn ve Toby'nin aşkı ve June'ın hastalıklı ama tatlı düşüncelerinin hepsi ilgi çekici konulardı.