·208 syf.····Okunma: 27 Ekim 2024 13:02 #Okudum
#KitapYorum
#BirdeNeydenDinle
#CangülSoydemir
#EvaYayınevi
#206Sayfa
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Eva Yayınevi'nden çıkan, Cangül Soydemir'e ait, "BİR DE NEYDEN DİNLE" isimli eseri tanıtmaya çalışacağım.
Efendim, çok sevgili okur; bir yaz akşamından kalma yumuşaklık, huzurlu bir sıcaklık, dingin bir zihinle karşınızdayım. Bazı kitaplar beklenmedik zamanlarda önünüze gelir. Benim de öyle oldu. Öylesine doluydu ki aklım, kalbim, ruhum bir yerinden herhangi birini çeksem; bir diğeri kanamaya hazırdı. Kafamda dünya kadar dolu sorular, hazır olmadığım, korktuğum, ertelediğim, yüzleşmeye cesaret edemediğim kuşkular... Nasıl da ağırım. Cismen değil elbette. Kayıp, bazen tam solumda, hatta bir nefesin sıcak buğusu boynumda, şah damarınızdan daha yakınım bilgisinin tereddütsüz inancıyla. Bıkmış, vazgeçmiş, yeislerde, hüzün sarısı yüzle ne çok kaldım biçare!.. Artık tüm kapılar kapandı dediğim anda kaç labirentten geçtim de geldim Tuba Ağacının gölgesine. Kaç kez ıslandı sığındığım ilahi kitabın sıcak harfleri. Sonra buhar olup bir yutkunuşla zemzem suyuna dönüştü. O ferahlığın İrem bahçelerinde sayısız adımlarlarla kaç şafak geçti. Sustum çoğu zaman. O biliyor, seni senden iyi tanıyor dediğim gecenin, gündüzün ve kâinatın ustasına bıraktığım külleri kalp kokan o yüreği kaç kez yaşatmaya çalıştım, sayısını hatırlamıyorum. Vazgeçiş ve tükenişlerin treninde içime, özüme diye bilet kestiğim yolculuklar... Hiç biri cevap olmadı sarsak zihnime. Aldatan iblisli bir iksir mi? Yetmeyen bilim mi?.. Sancılarıma kim deva olurdu ki? Lokman gelse bulsa, belki Zünnûn, belki Hızır, Yusuf, kimdi? İçimdeki Tanrıya varmama kaç kilometre ya da kaç ışık yılı lâzımdı?..
Tüm bu duyguların sokaklarında cepleri boş bir Hint avaresi gibi dolaşırken; "BİR DE NEYDEN DİNLE" rehber oldu kabuklu yarama. Çok sevdim. Her satırı gizli bir gölgeymişcesine sahiplendim. Kimse görmedi bile. Kaderi ortaklaşa paylaştık güzel Cangül Soydemirle. Ben de üç kuşakta büyüdüm. Annem, anneannem, ben. Annem ondokuzunda anne olmuş. Ağustos sıcağında kolay doğmuşum. Ayrılmak zor gelmemiş.
Kitap konusu itibariyle tasavvufi, ilahi, içsel bir yolculuğu deneyimleyen yazarımızın hatıralarıyla bezeli. Biraz otobiyografik diyebilirim. Gaziantep, İstanbul ve Urla arasında. Mesneviden beyitlerle başlayıp, İstanbulda ney ustası bilgeyle konuşmalarını, döngüsel değişimi adım adım büyük bir samimiyet ve tatlılıkla anlatıyor. Her durak esasen her birimizin geçiş noktaları. Aradığımız pek çok soruya yanıt bulabildiğinizi gördükçe, temponuz daha da hızlanıyor. Zira aç kalan bir benlikle tam da dünya oyuncaklarına alışmışken, maddenin manaya yenilişini, ağır olanın özde, bir okyanusta kaybolma, özgürce yüzerken, kendi cinsinden kuşlarla beraberliğin sevincine bırakıyorsunuz kendinizi. Tüm bunları neye üfleyen bir ustadan öğreniyor, coştukça coşuyorsunuz.
NEY insanın ruhunu sese dönüştüren mucizevi bir enstrumandır. Tasavvuf fikrinde ney doğrudan insanı sembolize eder. Öyle ki neyin yedi deliği insan vücudundaki deliklere benzetilmiş, dokuz boğumu insanın ana rahminde geçirdiği dokuz ayla ilişkilendirilmiştir. İşte Cangül Soydemir de bu kitabıyla yaşamı bir neyin yolculuğuyla ele alarak anlatıyor. Ayrılıkları, gerçek aşkı, nefsin terbiyesi, hüznü, ölümü, sabrı, vefayı, aileyi, feryadı, acıları, dostluğu, kısaca insanı ilmek ilmek işliyor kasnak yaptığı gönüllere. İpek bir kumaşa benzeyen ruhu, bedeni ve zamanın döngüsünü nurun ışığıyla aydınlatıyor. Yol nereye varıyor belli değil. Maneviyatın gizinde uzun yolda ilerlerken, kendini gerçekten açana sırrını verir. İnsanın ney olmasını bekler belki de. Binlerce kamıştan içinden acıyarak hem de...
Bu çetin yolun zarif yolcuları, nahif bir kalemin anlattıklarını şimdi Neyden dinlemeye ne dersiniz?..
Siz gerçekten çok sevdiniz mi? Mecnunun verdiği solukta Leyla oldunuz mu hiç?
"Sınırsız bir ilahi okyanusun içinde birbirine bağlı damlalarız biz. Her bir damla yaradılışın bütün sırlarını içinde barındırır. O okyanus içimizde ama aynı, balığın denizde olduğunu fark etmemesi, suda yüzmenin onun içine ekilmiş kodlarda olduğunu unutması gibi, biz de bu dünyaya düştüğümüzde buraya ait olduğumuz yanılsaması içindeyiz." (s. 194)
"Hintli mistikler ölüm ve bedenle ilgili şöyle derler; ruh ince bir ipek kumaştır, bedense üzeri çivilerle dolu tahta gibidir. Bedene tutunursak ölüm anında o ipek kumaş çivilere takılıp parçalanır."(s. 99)
Şimdi yaş aldıkça gençleşiyorum galiba. Daha çok kahkaha atıyor, kendimle sık sık dalga geçiyor, daha çok şarkı söylüyorum. Bu, derinlik ve yaşama ciddi bakış açımdan vazgeçtim anlamına gelmiyor. Gereksiz kabukları attıkça insanın farklı özellikleri ortaya çıkıyor. Bana da öyle oldu. (s. 54)