·176 syf.····Okunma: 04 Ekim 2024 14:23 Lohusalık depresyonuna dair filtresiz, samimi, cesur ve gerçekçi bir roman Süt Lekesi. ABD’de yaşayan, İsveççeden İngilizceye edebi çeviriler yapan, evden çalışan genç bir kadın çevirmenin hayatına bebeğinin dahil olmasıyla yaşadıklarını anlatan bir içsel monolog. İsimsiz anlatıcımız, ‘Düğme’ adını verdiği ve kitap boyunca bu isimle anılan bebeğiyle beraber annelik tecrübesini her yönüyle anlatıyor: yaşadığı fiziksel değişimler, bir kadın, bir çevirmen ve bir eşken neredeyse salt bir anneye indirgenen kimliği ve bunun neticeleri, eşiyle olan ilişkisi, kariyerinde yapmak zorunda kaldığı değişiklikler, sosyal hayatında meydana gelen kısıtlamalar, bebeğe karşı his ve sorumlulukları, yeni hayat düzeni ve yepyeni günlük rutini gibi pek çok farklı boyutunu ele alıyor yeni anne olmanın. Zaman zaman geçmişe de gidiyor; anne olmadan ve hamileykenki süreçten de kesitlere tanık oluyoruz. Bu süreçlerdeki ruh hallerine de çok gerçekçi yaklaşıyor yazar; sevgi, pişmanlık, hüzün, yalnızlık, çaresizlik, şefkat gibi zıt kutuplarda, bambaşka duyguların hepsine yer veriyor anlatıda. Tüm bunlar romanı zenginleştirmiş.
Doğumdan sonraki iki ayı hem duygusal hem fiziksel açıdan çok zor geçirenlerdenim ben de, o nedenle kitabın zamanlaması konusunda tereddütlerim vardı okurken. Ama kitap, beni boğmak bir yana sanki bir arkadaşımla dertleşiyormuşum gibi iyi geldi bana ve her ne kadar herkesin hikayesinin başka olduğunu bilsem de yaşadığım sürecin birtakım yönlerinin aslında çok tipik olabileceğini göstermesi bakımından da iyi hissettirdi. Konuya ilgi duyanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.