Başından sonuna kadar kimin ne gücü olduğunu sürekli karıştırdığım, ne oluyor diye olayları tam olarak anlayamadığım enteresan bir kitaptı. Sanırım benim böyle "ne okudum lan" diye kalakalmam biraz tüm karakterlerin benzer bir güdümlenme içerisinde olması ve yazarın aralarındaki farkı netleştirememiş olması ile alakalı.
Aslen harika bir başlangıç, Alexandria Kütüphanesi Cemiyeti'ne (kitabın sonunda bile hala ne halt ettiklerini anlamış değilim) katılmak üzere 6 aday seçiliyor. Hepsi birbirinden farklı büyü güçlerine sahip. İçlerinden biri elenip kalan beşi cemiyetin üyesi olacak. Klasik Dark Academia kurgusu tamam! Karakterilerin tanıtımı sırasında Nico, Libby, Parisa'yı da gayet net anladım ama Callum ve Tristan'ı anladım zannederken kitabın ilerleyen kısımlarında birbirine girmeye başladı bu karakterler, oradan sonra hangisi hangisiydi, kim kime niye düşman, yoksa dost muydu, ne üzerine anlaşmışlardı filan koptum.
Yazar karakterlerin aralarındaki diyalog ve dinamiklerden hikaye oluşturmaya çalışmış, yani karakter üzerine bir yapı planlamış ama işte hayal ettiğini yazıya dökemeyince ortada ne karakter kalmış ne hikaye..Kitabın son 20-30 sayfasında twist&turn bile hiç ilginç gelmedi. Neil Gaiman'a mı özendi ne yaptı, az boyut ve zaman felsefesi sıkayım filan dedi ama tatsız bir deneme olmuş. Yani inanın bu kitabın bu kadar beğenilip, çeşitli mecralarda şişirilmesine bir mana bulabilmek için hayal gücümü zorladım. İlk kitapta mekan, konsept ve karakter tanıtılıyor sonraki kitapta hikaye yürüyecek desem, 592 sayfa ne okudum ben? Maksimum 250-300 sayfada yapılacak işi 592 sayfaya öyle iç bunaltan betimlemeler ve diyaloglarla taşımış ki, eğer Olivie Blake'in roman yazım tarzı buysa bir başka kitabına elim dahi gitmez. İki yıldızı niye verdim, "birazdan açılacak, hah tamam galiba şimdi kurguyu bir zemine koyacak" diye sürekli ümit vermeyi başardığından, peh...