Allah-u Teâlâ -ki "Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir" ki- şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş'a istivâ eden Allah'tır." (A'raf, 7/54)
Yine şöyle buyurmaktadır:
"O, Arşı su üstünde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır." (Hûd, 11/7)
Aziz Kitabını nitelendirirken de şöyle buyurmaktadır:
"(Kur'ân) Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir. Rahmân Arş'a istivâ etti." (Tâ-ha 20/4-5)
Yine şöyle buyurmaktadır:
"Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra da Arş'a istivâ edendir. Rahmân (olan Allah...)" (Furkân, 25/59)
ve buna benzer istivâyı söz konusu eden diğer âyetler.
Yüce Allah melekler hakkında da şöyle buyurmaktadır:
"Üstlerindeki Rablerinden korkarlar." (Nahl, 16/50)
Bir başka yerde Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
" Göktekinin sizi yere batırıvermeyeceğinden emin mi oldunuz. O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgâr göndermesinden emin mi oldunuz?" (Mülk, 67/16-17);
"Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tan: Melekler ve rûh (Cebrail), oraya miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselir:" (Me'âric, 70/3-4);
1-Muâviye b. el-Hakem es-Sülemî'nin rivayet ettiği hadis.
Dedi ki: Benim Uhud ile (Medîne'nin kuzeyinde bir yer olan) el-Cevâniye arasında koyunlarım vardı. Onların başında da bir cariyem (çobanlık etmek üzere) bulunuyordu. Günün birinde onun yanına gittiğimde kurdun ondan bir koyun kapıp gitmiş olduğunu gördüm. Ben de Ådemoğullarından bir adamım. Buna üzüldüm. Bu sebeple ona bir tokat vurdum. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem in yanına giderek bunu ona aktarınca, benim aleyhime bu işin çok büyük bir iş olduğunu söyledi. Bunun üzerine: Ey Allah'ın Rasûlü onu hürriyetine kavuşturmayayım mı, dedim. Allah Rasûlü: "Onu çağır" buyurdu. Ben de onu çağırdım. Allah Rasûlü ona: "Allah nerede?" diye sordu. Cariye: Semâdadır, dedi. Allah Rasûlü: "Ben kimim?" diye sordu. Cariye: Sen Allah'ın rasûlüsün diye cevap verdi. Allah Rasûlü: "Sen bunu azad et, çünkü bu bir müminedir" buyurdu.
Bu sahih bir hadis olup, bunu Müslim, Ebû Dâvûd, Nesãî ve imamlardan birden çok kişi eserlerinde rivayet etmişlerdir. Hepsi de hadisi olduğu gibi kaydetmiş ve herhangi bir te'vilde ya da tahrifte bulunarak ona ilişmemişlerdir.
İşte bu şekilde: Allah nerede, diye kendisine sorulan herkesin, fıtratı gereği hemen: Semâdadır, dediğini görüyoruz. Bu rivayette iki mesele vardır:
Birincisi müslümanın: Allah nerededir diye sormasının meşru olduğudur.
İkincisi ise, kendisine soru sorulan kimsenin: Semâdadır, diyeceğidir. Bu iki meseleyi inkâr edip reddeden bir kimse aslında Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'e karşı tepki gösteriyor demektir.
2- Câbir b. Abdullah radiyallahu anh'in rivayet ettiği hadis: Buna göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Arafe günü verdiği hutbesinde: "Tebliğ ettim mi?" diye sormuş, ashâb, evet diye cevap verince, Allah rasûlü parmağını semâya kaldırıp, onu onlara doğru indirip işaret ederken: "Şahit ol Allah'ım!" buyurdu.
Hadisi Müslim rivayet etmiştir.
3- Ebû Hureyre radiyallahu anh'in rivayet ettiği hadis: Buna göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Aranızdaki melekler, birbirlerine görevi teslim ederler. Bir kısmı geceleyin, bir kısmı gündüzün aranızda bulunurlar. Sabah ve ikindi namazlarında da onlar bir araya gelirler. Geceleyin aranızda kalmış olan melekler yükselirler. Durumlarını en iyi bilen O olduğu halde, onlara: Kullarımı ne halde bıraktınız, diye sorar. Melekler şöyle der: Onlara gittiğimizde namaz kılıyorlardı, onları bırakıp geldiğimizde yine namaz kılıyorlardı." Hadis müttefekun aleyhtir.
(Buhârî ve Müslim tarafından rivayet edilmiştir.)
4- Abdullah b. Amr b. el-Âs'ın rivayet ettiği hadise göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Merhamet edenlere Rahmân olan Allah da merhamet eder. Yerde bulunanlara merhamet ediniz ki, gökteki de size merhamet buyursun."
Hadisi Ebû Dâvûd ve sahih olduğunu belirterek Tirmizî rivayet etmiştir.
5- Cerîr'in rivayet ettiği hadis: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir: "Yerde bulunanlara merhamet etmeyene, gökteki de merhamet buyurmaz." Hadisin ravileri sikadırlar.
6- Enes'in rivayet ettiği hadise göre Cahş kızı Zeyneb, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem' in diğer hanımlarına karşı övünerek şöyle derdi: Sizi (Peygamber efendimizle) akrabalarınız evlendirdi. Ama beni yedi kat semânın üstünden Allah evlendirdi. Bir lafzında da: Şüphesiz Allah semâda benim nikâhımı kıymıştır, derdi.
Bir başka lafızda o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e: Rahmân (olan Allah) beni seninle Arş'ının üstünden evlendirdi, demiştir.
Bu sahih bir hadis olup, bunu Buhârî rivayet etmiştir.
7- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbından bir takım kimseler Yüce Allah'ın: "Sonra semâya istivâ etti" buyruğu hakkında şöyle dedikleri nakledilmiştir:
"Şüphesiz Yüce Allah'ın Arşı su üstünde idi. Sudan önce hiçbir şey yaratmamıştı. Diğer mahlükatı yaratmak isteyince, sudan bir duman çıkarttı. O duman yükseldi. Sonra suyu kuruttu ve onu arz yaptı. Daha sonra arzı ayırdı, onu yedi arz haline getirdi ve nihayet şunları söyledi: Aziz ve Celîl olan Allah yaratmayı istediği şeyleri yaratıp, bitirince Arş'ın üzerine istivâ etti."
8- Irak'ın Alimi Ebû Hanîfe'nin (80-150) [Allah'ın rahmeti üzerine olsun] Sözü
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbından bir takım kimseler Yüce Allah'ın: "Sonra semâya istivâ etti" buyruğu hakkında şöyle dedikleri nakledilmiştir:
Nuaym b. Hammâd dedi ki: Ben Nûh el-Câmi'i şöyle derken dinledim:
Ebû Hanîfe'nin ilk (ilim adamı kimliğiyle) ortaya çıktığı zaman yanında bulunuyordum. Ona Cehm ile oturup kalkan Tirmizli bir kadın geldi, Kûfe'ye girdi. Etrafında gördüklerimin sayısının en az on bin kişi olduğunu zannediyorum. Bu kadın kendi görüşlerinin kabul edilmesine davet ediyordu. Ona: Burada akli ilimleri incelemiş bir adam var. Ona Ebû Hanîfe deniyor. Onun yanına git, denildi. Kadın yanına gitti. Dinini terk ettiğin halde insanlara çeşitli meseleleri öğretmeye kalkışan sen misin? Kendisine ibadet ettiğin ilâhın nerede, dedi.
Ebû Hanîfe sustu, ona bir şey demedi. Daha sonra ona cevap vermeksizin yedi gün kaldı. Arkasından bir kitap yazmış olarak yanımıza çıktı: Şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allah yerde değil, semâdadır. Bir adam ona: Yüce Allah'ın: "O sizinle beraberdir" buyruğu hakkında ne dersin deyince, şu cevabı verdi: Bu senin, bir kimseye: Ben seninle beraberim, diye yazdığın halde onun yanında bulunmamana benzer. Bunu Beyhakî, es-Sıfât adlı eserinde rivayet etmektedir.
Ebû Hanîfe rahimehullah'ın Allah Azze ve Celle'nin yerde olmadığını söylemekle âyetin yorumu ile ilgili olarak söyledikleri isabetlidir. Allah-u Teâlâ'nın semâda oluşunu belirtirken de mutlak olarak sem'î delile tabi olmuştur.
9- el-Fıkhu'l-Ekber'in sahibi Ebû Muti' el-Hakem b. Abdullah el-Belhî'den bize şöyle dediği ulaşmıştır:
Ebû Hanîfe'ye: Ben Rabbim semâda mıdır yahut yerde midir bilmiyorum, diyen kimsenin durumu hakkında soru sordum, o: Bu kişi kâfır olur, çünkü Yüce Allah: "Rahmân Arşa istivâ etmiştir" buyuruyor. O'nun Arşı ise semâlarının üstündedir, dedi.
Ben: Böyle bir kimse şöyle der: O'nun Arşa istivâ ettiğini kabul ediyorum, fakat Arş semâda mıdır yoksa yerde midir bilmiyorum, diyorsa hükmü ne olur? dedim. Şu cevabı verdi: O'nun semâda olduğunu inkâr edecek olursa kâfir olur.
Bunu el-Farûk'un sahibi rivayet etmiştir.
Harem'in Alimi, Hicâz'ın Müftüsü İbn Cüreyc [...-150]
10-Ebû Hâtim er-Râzî, el-Ensârî'den, o İbn Cüreyc'den -Allah'ım rahmeti üzerine olsun şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Mahlükatı yaratmadan önce O'nun Arşı su üstünde idi."
Yaşadığı Dönemde Şâm Diyarının Alimi Ebû Amr Abdurrahman b. Amr el-Evzâ'î [...-157]
11-Ebû Abdillah el-Hâkim, el-Evzâ'î'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Bizler -ki tabiûnun çokça bulunduğu bir zaman idi- şöyle derdik: Şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allah, Arşının üstündedir. Biz sünnette O'nun sıfatlarına dair gelmiş buyruklara da iman ederiz.
el-Beyhakî bunu el-Esmâ ve 's-Sıfat (s. 408)'de rivayet etmiştir.
Hicret Yurdu (Medîne)'nin İmamı Mâlik [93-179]
12- İshak b. Îsâ et-Tabba' dedi ki: Malik dedi ki: Bize her tartışmayı daha iyi yapabilen bir adam geldikçe, o tartışması dolayısıyla Cebrail'in Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem' e indirdiklerinden bir şeyleri terk mi edeceğiz?
13-Abdullah b. Ahmedb. Hanbel, er-Reddu 'ale 'l-Cehmiyye'de şunu rivayet etmektedir: Bana babam tahdis etti. (Sonra da senedini) Abdullah b. Nâfi'den diye zikrederek şunları söylediğini belirtti: Mâlik b. Enes dedi ki: Allah semâdadır, ilmi her yerdedir. Hiçbir şey O'nun ilminin dışında değildir.
14- Beyhakî sahih bir senedle Ebû'r-Rabî' er-Rişdînî'den o İbn Vehb'den diye şöyle dediğini nakletmektedir:
Malik'in yanında iken bir adam gelip Ey Abdullah'ın babası, "Rahman Arşa istivā etti" (buyurulmaktadır). Peki, nasıl istivâ etti, dedi. Malik başını önüne eğdi, onu ter bastı. Sonra başını kaldırıp dedi ki:
Rahman -kendi zatını nitelendirdiği gibi- Arşa istivâ etmiştir, nasıl diye sorulmaz. Onun hakkında nasıl (keyfiyet) kaldırılmıştır.
Sen bid'atçi birisisin, bunu dışarı çıkartın."
15- Yahyâ b. Yahya et-Teymî ile Cafer b. Abdullah ve bir kesim rivayette bulunarak şöyle demişlerdir:
Bir adam Malik'e gelerek: Ey Abdullah'ın babası, Rahmân Arşa istivâ etti, nasıl istivâ etti, diye sordu. (Ravi) dedi ki: Ben Mâlik'in bu söze kızdığı kadar bir şeyden kızdığını görmedim. Onu bir ter bastı. Etrafında bulunanlar başlarını öne eğdi. Sonra Malik'in kederi, üzüntüsü geçti ve şunları söyledi: Keyfiyet akıl ile kavranılamaz. O'nun istivâsı bilinmeyen bir şey değildir. Ona iman etmek vacibtir, ona dair soru sormak bir bid'attir. Ben senin sapık birisi olduğundan korkuyorum. Sonra verdiği emir üzerine o kişi dışarı atıldı.
Bu husus İmam Malik'ten sabittir.
Buna yakın ifadeler Malik'in hocası Rebî'a'dan da daha önceden geçmiş bulunmaktadır.
İmam Şafi'i (150-204)
16- Şeyhu'l-İslâm Ebu'l-Hasen el-Hikâri ile Hafız Ebû Muhammed el-Makdisi, Ebû Sevr ve Ebû Şuayb'a kadar ulaşan senetleriyle, her ikisi de hadisin büyük destekçisi İmam Muhammed b. İdris eş-Şafi'i rahimehullah' dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
"Benim izlediğim ve Süfyân, Mâlik ve buna benzer gördüğüm kimselerin izledikleri sünnete dair söylenecek söz, Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadeti, Allah'ın semâsı ve Arşı üzerinde bulunduğuna, yarattıklarına dilediği şekilde yakınlaşıp dünya semasına nasıl dilerse öylece ineceğine dair ikrarda bulunup kabul etmektir" deyip, itikada dair diğer hususları zikretmektedir.
İbn Huzeyme ve birkaç kişi (şöyle demişlerdir): Yûnus'u şöyle derken dinledim: Şafi'î dedi ki: Asla dair niçin ve nasıl diye sorulmaz.
Ebû Sevr ve başkaları dedi ki: Biz Şafi'i'yi şöyle derken dinledik: Kelam kıyafetine bürünüp de iflah olmuş kimse yoktur.
Bu bütün Ehl-i Sünnet'in görüşüdür: Biz istivânın nasıl olduğunu akledemeyiz. Hatta (nasıllığını) bilmeyiz. Bununla birlikte istivâ kitabında haber verdiği şekilde bilinen bir husustur. İstivâ O'na yakışan bir şekildedir. Bizler bu hususta ne derine dalmaya kalkışırız, ne de ayağımızı kaydırırız. İstivâ hakkında, öyleyse şöyle olması gerekir, yahut şöyle değilse öyle olması gerekir tarzındaki düşüncelere dalmayız. Aksine susarız, selefin durduğu gibi dururuz. Eğer bunun bir te'vili olmuş olsaydı, ashâbın ve tabîunun bunu beyan etmekte ellerini çabuk tutacaklarını biliriz. Eğer böyle olsaydı onu ikrar edip, olduğu gibi dile getirip, onun hakkında susmalarının onlar için mümkün olmayacağını bildiğimiz gibi, kesin olarak şunu da bilmekteyiz: Allah Celle Celâluhû'nun sıfatlarında bir benzeri yoktur, istivâsında da, inişinde de. Zalimlerin söylediklerinden O, çok yüce ve çok münezzehtir.
İmâm Ebû Hâtim er-Râzî (ö. 322) şöyle söylemiştir:
"Bid'at ehlinin alameti, rivayet ehli kimselere dil uzatmaktır. Cehmiyye'nin alameti Ehl-i Sünnete müşebbihe adını vermeleridir. Kaderiyye (Mu'tezile)'nin alameti de Ehl-i Sünnete cebriyyeci adını vermektir. Zındıkların alameti ise rivâyet ehlini de Haşviyye diye adlandırmaktır."
Ömer Faruk Korkmaz hoca münazarada bahsettiği şeyhi 600/700 lü yıllarda yaşamış çok itibar ettiği şeyhi (!) Kevseri ve rivayet ehline haşevî diyenler ve dediklerinin nereye gittiğini bilmeyenler, cemaatinin, hocasının, taassubuna olanlar kelamcıların nasıl bir gaflette olduğunu idrak etsinler diye kaleme aldım, uğraştım, çabaladım.
Sizde ulaştırılması için paylaşırsanız sevinirim, çok mutlu olurum.
Allah'ın salâtı ve selâmı kıyamet gününe kadar ona, aile halkına, ashabına, sizlere ve bütün kardeşlerimize olsun.
Selâm ve Duâ ile.