Muhafız

Muhafız
𝓛𝓪̂ 𝓲𝓵𝓪̂𝓱𝓮 𝓲𝓵𝓵𝓪𝓵𝓵𝓪𝓱 Sözlerini iyi yöneten, dünyayı dize getirebilir.
@Muminn·
·
sabitlendi
‎Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih etmektedir. O, (izzet sahibi, her şeyi mağlup eden) El-Azîz ve (hüküm ve hikmet sahibi olan) El-Hakîm’dir. Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. Diriltir ve öldürür. O, her şeye kadîrdir. ‎O, (öncesi olmayan) El-Evvel’dir, (sonrası olmayan) El-Âhir’dir, (her şeyin üzerinde ve varlığının delilleri apaçık olan) Ez-Zâhir’dir, (aklın hakikatini tam idrak edemediği ve kullarına yakın) El-Bâtın’dır ve O, her şeyi bilendir. ‎Gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra da arşa istiva eden O’dur. Yere giren, ondan çıkan, gökten inen ve ona çıkan her şeyi bilir. Nerede olursanız O, sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.‎ Göklerin ve yerin hâkimiyeti/egemenliği O’na aittir. İşler Allah’a döndürülür. ‎(57/Hadîd, 1-5)
Yarım Dr candan, yarım İmâm imandan eder.
İmam Ebû Hanîfe'nin en büyük iki talebesi kimdi? İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed eş-Şeybânî. Peki, Ebû Hanîfe vefat ettikten sonra bu iki büyük imamın, "Sorularımızı kabrindeki Ebû Hanîfe'ye soracağız", "Sıkıntılarımızı ona arz edeceğiz", "Tasarruf sahibidir", "Rabıtamız ona yapılacaktır" dediklerini nakleden tek bir rivayet var mı? Yok. İmam Şâfiî'nin en büyük talebeleri kimdi? İmam el-Müzenî ve İmam el-Büveytî. Peki onlar, Şâfiî'nin vefatından sonra insanları onun kabrine yönlendirip; "Fıkhî müşkillerinizi ona sorun", "O tasarruf sahibidir", "Rabıtanızı ona yapın" dediler mi? Yok. İmam Mâlik'in talebeleri, İmam Ahmed'in talebeleri, Süfyân es-Sevrî'nin talebeleri, Evzâî'nin talebeleri, Leys b. Sa'd'ın talebeleri... Hiçbirinden böyle bir itikad nakledilmemiştir. Çünkü onlar biliyorlardı ki; ölüler için dua edilir, rahmet dilenir, hayırla yâd edilir. Fakat gaybı bilme, insanların sorularına kabirlerinden cevap verme, sıkıntıları giderme ve kâinatta tasarrufta bulunma Allah'ın kullarına değil, yalnızca Allah'a ait sıfatlardır. Sahâbe, Resûlullah ﷺ'in kabrine gidip fıkıh öğrenmedi. Ömer, Osman, Ali ve İbn Mes'ûd radıyallahu anhum müşkillerini kabre değil, Kur'an'a ve Sünnet'e götürdüler. Eğer bu inanç hak olsaydı, onu ilk uygulayanlar sahâbe olurdu. Eğer bu yol hidayet olsaydı, Ebû Hanîfe'nin, Şâfiî'nin, Mâlik'in ve Ahmed'in talebeleri onu bizden daha iyi bilirdi. Selefin bilmediği bir dini sonradan keşfetmek mümkün değildir. İmam Mâlik rahimehullah ne güzel demiştir?: "Bu ümmetin ilk neslinin dini olmayan şey, son neslinin de dini olamaz."
Olmak isteyen insanın hayalleri vardır; geceleri uykusuz bırakan, düştüğünde yeniden ayağa kaldıran hayaller… Bu yüzden yorulsa da yürümeye devam eder. Çünkü bilir ki insanı diri tutan şey sadece nefes almak değil, uğruna mücadele ettiği bir davaya sahip olmaktır. Ölmek isteyenin ise hayallerinden çok bahaneleri vardır; her yenilgiyi son, her acıyı kaçış sebebi sayar. Biri yarınları kurabilmek için yaralarını sarar, diğeri yaralarını büyütüp kendine bir karanlık inşa eder. Olmak isteyen, imkânsızlıkların içinde bile bir kapı arar; ölmek isteyen ise açık kapıların önünde bile vazgeçmenin nedenlerini çoğaltır. Çünkü insanın yönünü şartlar değil, içinde taşıdığı umut belirler. Umudu olan insan, enkazdan bile bir hayat çıkarır, bahanesi olan ise en güzel baharı bile kışa çevirir.
Bayramımız mubarek olsun garipler.
"Gariplerin Sayıları Pek Az Olan Salih Kişilerdir. Bu kişiler salih olmayan bir toplulukta yaşarlar.Yaşadıkları bu topluluk içinde kendilerini seven az, buğz eden ise çoktur." Ahmed Bin Hanbel
Sevgi, en çok rahmetle yoğrulmuş gönüllere yakışır, çünkü mümin kalp, merhameti imandan bilir. Kırıldığında affı seçebilen, öfkesini sabırla terbiye eden kimselerde sevgi bir nimete dönüşür. Kuran’ın "aralarında muhabbet ve merhamet kıldık" diye işaret ettiği bağlar, kusursuzlukla değil, ihsan şuuruyla yaşar. Çünkü İslam’da sevgi, sadece his değil; sabır, sorumluluk ve Allah rızasına yönelen bir yürüyüştür.