Öncelikle, bu asla objektif davranmaya çalışacağım bir inceleme olmayacak çünkü kitaba olan nefretimi kusmak için sayfa sayfa sabırla okuyup bitmesini bekledim. Eğer okumayı düşünüyorsanız, bence daha objektif bir inceleme okuyup ondan sonra kararınızı verin, çünkü ben buraya yapıcı eleştiriye değil iki saatlik işkencemin hesabını sormaya geldim.
Vitoria bugüne kadar okuduğum en kişiliksiz ana karakterdi. Kişiliksiz derken, ciddiyim. Kişiliği yok. Kitabın başında, bir müzede arkadaşı Antoinette ile beraber çalışıyorlar ve Vitoria tabloları inceliyor. Antoinette'i inceliyor. Sohbet ediyorlar, sohbetleri nelere sahip olmak isteyecekleri ve istemeyecekleri hakkında. Odasını anlatıyor. Hava durumunu anlatıyor. Yağan doluyu bile bir paragraf anlatıyor. Karaktere dair tek kişilik özelliği - ki bu da sayılabilirse - yazmayı seviyor. Yazdıklarını okuyoruz - ki bunlarda da TABLOLARI BETİMLİYOR. Sıkıntıdan üç beş tanesini atlamak zorunda kaldım, o kadar da kötü bir yazar, artı olarak da durmadan "bunu yedim, şunu içtim, böyle hissettim, ben nasıl bir insanım?" gibi tekrara binen saçma sapan şeyler okuyup okuyup duruyoruz. 148 SAYFA BOYUNCA. Evleniyor. Dana diye bir arkadaş ediniyor. Yok küpeciye gidiyor yok kıyafet alıyor, yok kıyafetinin yakası şöyleymiş yok hizmetçisi gene et getirmiş AAAAAA İÇİM ŞİŞTİ BE. İÇİM ŞİŞTİ. Olay örgüsü yok, karakterin kendine ait bir hayatı yok sabahtan akşama kadar sağı solu arkadaşlarını tabloları cartı curtu hava durumunu gözlemleyip gözlemleyip hem anlatıyor, hem yazıyor, hem de yazdıklarını okuyoruz. Bunu hak edecek ne yaptık da böyle bir kitap var oldu ben gerçekten bunu anlamaya çalışıyorum anlık olarak.
Lütfen biri bana bu kitabın arka kapağını yalvarırım izah etsin. Bu nitelikli dolandırıcılık. Kitabın vaat ettiği şey şu: "Amerikalı eleştirmenlerin varoluşçu feminizm örneği olarak tanımladıkları bir yapıt. Vitoria kendi sanatsal kimliğini keşfederken diğer yandan toplum, dostluk, sadakat, evlilik konularını irdeleyen bir serüvene atılıyor."
Şimdi biri bana parmakla gösterebilir mi bu anlamsız anlatının serüven kısmı nerede, sanatsal kimlik keşfetme nerede, varoluşçuluk nerede, feminizm nerede, herhangi bir konuyu irdeleme nerede? Kitaptan ve anlatım şeklinden öyle şiddetle nefret ettim ki kaçırdığım noktaları gerçekten birinin işaret etmesini bekliyorum. Gelin ya, gösterin "Vitoria'nın şu tabloyu betimleyişinde şu mesaj var." YOK. YOK YANİ YOK.
"Uygunsuzluk sınıfsal ve ataerkil yapıda ve sanat çerçevesinde kadına biçilen rol ile bu rolün dışına çıkma olasılıklarını inceliyor." NEREDE İNCELİYOR ABİ BUNLARI. NEREDE. Hani tam inceleyecek, yine başlıyor "şöyle müzeye gittim, tablolarda bunlar vardı, aa yaz geldi buraya gittik, yazın içim şöyle ferahlıyor, Dana yüzdü ben yüzmedim" Geber de kıyıya vur. Embesil salak seni.
"The New York Times'ın "Birkaç hınzırca farklılıkla Kendine Ait Bir Oda niteliğinde," diye tanımladığı yapıt, kadının "erkeklerin baktığı bir nesne" olmak yerine "dünyaya kendi gözleriyle bakan biri olmak özlemini ve bu uğurdaki çabasını dile getiriyor."
Hiç Virginia Woolf okumamıştım ve The New York Times'ta rüşvet alıp da bu eleştiriyi yapan angut sağ olsun bu kitabı okuduktan sonra bir on yıl daha okuyamayacağım gibi gözüküyor. Yani, eğer bu kitap birkaç "hınzırca" farklılıkla bu eserle bir tutuluyorsa, çok merak ediyorum o nasıldır. Bahsi geçen hınzırlığı arıyorum hala. Ayrıca kadın kitapta kendi hizmetçisi tarafından eziklenen bi ezik olmasına rağmen kendisine herhangi bir erkek bakınca "Tuvalet solucanlarına benziyorsunuz." gibi cümleler kurup insanları püskürtüyor. Bu mu abi varoluşçu feminizm?
Vitoria, sen dünyaya kendi gözlerinle bakma abla. Sen mümkünse inzivaya falan çekil, zaten bütün kitap "Ben tuhafım. Anormalim. Ben tuhaf şeyler yaparım. Diğer insanlar normaldir, ben değilim." deyip durdu. Sinirlerim laçkalaştı bu embesil yüzünden. Amina Cain, bir daha böyle bi kitap yazarsan evini kundaklarım. Yalvarırım sakın ya.
Uygunsuzluk bu kitabın yazılması. Onu da geçtim, basılması. Cidden travmatize oldum.