·368 syf.····Okunma: 31 Ekim 2024 17:26 Miras Oyunları serisinin ikinci kitabı olan Hawthorne Mirası, ilk kitaba göre daha fazla olay ve ters köşe içeriyordu. Ancak, okurken gerçekten sıkıldım ve seriye keşke hiç başlamasaydım dedim.
Öncelikle ana karakterimiz Avery’i hiç sevemedim. Herkes ve her şey sadece onun etrafında dönüyor; sürekli onu kurtarmaya çalışmaları, yüceltmeleri o kadar bıkkınlık verdi ki. Anladık, çok zengin büyük bir miras ona kaldı ama herkesin tek gündemi bu kız olamaz. Ayrıca çok bencil, sadece kendi sorunlarıyla ilgileniyor ve etrafındaki kimsenin en yakın arkadaşının bile hayatında bir problem olup olmadığı umrunda bile değil. Tek derdi kendisi ve Hawthorne erkekleri. Yazar bir aşk üçgeni yaratmaya çalışmış ama bu aşk üçgeni falan değil iğrençlik sadece. Ayran gönüllü olan kızımız, Jameson’ı görünce ona, Grayson’ı görünce ona yükseliyor. Sürekli olarak bu iki kardeşi süzüp, kimi seçeceğini kiminle öpüşeceğini düşünmekten başka bir şey yapmıyor. Gerçek hayatta kesinlikle böyle bir karakterle arkadaş olmak istemezdim.
Son 150 sayfada biraz toparlanır gibi oldu; bazı şaşırdığım ters köşeler vardı. Puanımı daha düşük verecektim ama bu yüzden biraz daha yükselttim. Ancak son kısımlarda o ters köşelerin gerçek olmadığı ortaya çıktı. Yazar, gizem yaratacağım okuyucaları şaşırtacağım derken öyle saçmalamış ki. Kitaptaki ilişkiler tam bir Dallas kim kimin çocuğu, onun babası kim, annesi kim, kim evlatlık gibi sorularla dolu. Bu ilişki saçmalıklarının en iyi örneklerden biri, Avery’in Jameson ve Grayson’ın daha önce aşık oldukları Emily’in halası olduğunun ortaya çıkması. Yani iki kardeş bu seferde ölen kızın halasına aşık oluyorlar. Sonra sanırım yazarımız "Burayı biraz saçmaladım, dur bir düzelteyim" demiş ve son kısımda bunun gerçek olmadığını öğrendik. Ayrıca niye sürekli bu iki kardeş aynı kıza aşık oluyor? Başka kız mı yok? Avery için sürekli kavga edip hayatları pahasına onu korumanın derdindeler aman ona bişey olmasın bize olsun.
Kitaptaki başka bir sinirimi bozan detay ise, büyük bir miras kaldığı için herkes Avery’nin peşinde ve öldürmeye çalışıyorlar. O yüzden nereye giderse gitsin güvenlik önlemleri alınarak gidiyor. Daha doğrusu alınamıyor, çünkü seçtikleri her koruma ve güvenlik görevlisinin çok sıkı şekilde incelenip seçildiğini belirtmelerine rağmen o güvenliklerin hiç biri bir işe yaramıyor her seferinde Avery saldıraya uğruyor. Ama her seferinde! Özellikle özel koruması olarak seçilen sürekli yanında olan korumanında aslında yanına bilerek planlı bir şekilde girmesi gibi. Hani çok iyi araştırılıp seçilmişti.
Yazarın okurken güldüğüm saçmalıklarından biri de Avery’in bu özel korumasının kardeşi evindeki hizmetçi kızmış. Bizim zeka küpü kızımız bunların kardeş olduğunu hizmetçi kızın lensini çıkartmasıyla hemen anlıyor ve siz kardeşsiniz diyor. Nasılda hemen lensi çıkardığında göz renginden kardeş olduklarını anladı. İnanılmaz zeki bir kız! Vay canına…
Özetle, olaylar ve cümleler sürekli benzer şekilde saçmalıklar içersinde ilerleyip durdu. Bitirdiğimde derin bir oh çektim. Serinin devamı olarak iki kitabı daha var. Sırf yarım bırakmamak için devam edeceğim ama şimdiden nasıl okuyacağımı düşünüyorum.