Gönderi

Bir Anlayan Olur Diye
Puan vermedi·560 syf.··
2024 81. kitabı
Kuvvetle muhtemel pek çok kimse Yalçın Koç ile "Anadolu Mayası" vesilesi ile tanışmıştır. Bu eserin ruha iyi gelen yanlarının olduğunu kabul etmek gerekir. Batı'ya karşı huzursuzluk sahibi olan ve kendini Anadolu'lu gören herkes için...  Ama Yalçın Koç aslında tam olarak ne anlatmak istiyor. Çünkü "biz'den" bahsederken sürekli "gönül" ve "kelam" diyor; sonra da ekliyor bunlar söze ve tarife gelmez; aşka gelir.  En azından "kendi"mizi anlayamıyoruz; Grek-Latin-Kilise diyarının "yığın"ını bir anlayalım diyorsunuz. Diğer kitaplarında sayfalar çevirmeye başlıyorsunuz. Açıkçası bunları da bazen anlıyor gibi oluyorsunuz ama çoğunlukla anlamıyorsunuz.  Konunun erbabı olanları kenara bırakarak şöyle hadsiz bir değerlendirme de bulunmayı kendime hak olarak görürüm. Yalçın Koç ile alakalı anlaşılan'lar ne yazık ki konunun çeperinde kalmaktadır. Merkez'e ulaşmak için çok takat gerekir. Peki, "Buna gerek var mıdır?", sorusuna da cevap verecek kişi ben olamam.  *** Bir kaç şeyi not alalım; belki bizden daha iyi anlayanına ulaştırır da buradan bir hayır devrişiririz.  Dil Arkhitektoniği  Aşkın dil'i nazariyat'a mahsusen dil olarak theatron'dur. Ara safhadakinin dil'i "dil olarak sergi"dir ve düşkün'ün dili ise "basit önerme"dir. Düşkün düşünce'de seyreder; bu yolla "tasvir eder" ve bu itibarla da "idrak" eder. Bu diller "basit kuvvet" olarak "hafıza"da esasında birliktedirler.  İdrak-Tasvir "Tasvir" itibariyle düşünülen "idrak" fikrinin esasını "nisbet" kavramı oluşturur.  "Nazariyat"a mahsus "idrak fikri" bu bakımdan "nisbet" ve "seyir" kavramlarına dayanır. "Theo-graphia'nın" esaslarının yeni "nazariyat'a mahsus inşa"nın esaslarının açılması ayn'iyyet ve hüv'iyyet kavramlarının açılmasına bağlıdır.  "Hüv'iyyet" (müteşekkil) psukhe suret'i itibariyle ifade edersek "tasvir"e mahsus "ben'in (ene)" "tasvir'e mahsus o'dan (hüve)" geliş keyfiyetidir ve ayn'iyyet ise "o'nun (hüve), ben (ene) tasvir yoluyla seyredilmesi keyfiyetidir.  İsim-Zamir "Münasebet" "nisbet"li alakadır.  "Tasvir etmek" suretiyle nazariyat itibariyle düşünülen basit sahne'ye mahsus "iç" ve "dış" birlikte idrak edilir. Aşkın'a mahsus "nazariyat" itibariyle "tasvir"e mahsus o (hüve), "suretli isim" olarak (müteşekkil) psukhe'yi ikame eden "asli zamir" dir; "ikame eden" ilk zamir. "Nisbet" kavramının esası "nisbet edilenin geldiği kaynak"tır ve "kaynak"ın nisbet edilen vasıtasıyla seyr'idir. "Vasat" "iç" in ve "dış"ın birbirine bağlandığı yerdir. "Hüküm ver'mek" bu bakımdan ifade edersek "basit manzaralar" yani "basit önermeleri" bir araya toplamak suretiyle "vasat'a mahsusen" nisbet teşkil etmekten ibarettir.  Asli Zamir "İsim ve zamir münasebet"i bu bakımdan "düşkün"e mahsus "dil" esasında olmak üzere " müşterek atfediş" kavramı yoluyla kuşatılamaz. "Tasvir'e mahsus o (hüve)" suret'li isim olarak (müteşekkil) psukhe'yi ikmal eden "asli zamir"dir ve bu bakımdan, hüv'iyyet fikrinin esasını oluşturur. "Asli zamir" olarak "tasvir'e mahsus o (hüve) zamirlerin esasıdır. "Zamir'ler asli zamir olarak" "tasvir" e mahsus o'ya (hüve)'ye nisbet'le teşkil olurlar, bu manada. Tasvir'e mahsus "ben (ene)" bu manada o'dan (hüve) doğar; basit manzara teşkili esasında.   İnşa "İnşa" nın esası ise psukhe'ye mahsus "basit kuvvetlerin" "suret'li iç'in" bağlanış suret'i olarak "basit manzara" doğuş'u temin eden icraatidir ve bu yollar "teşrih"tir.  Kuvvet "Cevher" olarak "psukhe'nin sarfettiğine", "kuvvet" deriz. "Cevher" olarak psukhe bu itibarla, "sarraf"tır, "sarf etmek suretiyle "çeviren, döndüren, değiştiren" manasında. "Sarraf" olarak "psukhe", "aşkın'a" mahsus "nazariyat'ın" zemin'idir.  Basit önerme "Basit önerme", "suret'siz yüklem'i, suret'siz ism'e yüklemeni suret'i"dir. "Basit önerme" bu manada "iç"lidir.  Hafıza "Basit manzara" cihetinden ifade edersek, 'zaman'ın kayd'ı altında bulunmak", "kapanmak"tır. Bu itibarla bizatihi "kapanmayan", "zamanın kaydı altında" değildir. Bu bakımdan "psukhe", "kuvvet sarfetmek" suretiyle "zamanın kaydı dışına" çıkartarak muhafaza eder."Zamanın kaydı dışına çıkartmak" yoluyla "muhafaza" temin eden " basit kuvvet"e,"hafıza" denir.  "Nazariyat", "aşkın" a mahsus "hudud"tur.  syf 282  "Aşkın", "fikriyatsız"dır; "düşkün" ise "nazariyatsız"dır. "Düşkün" bu sebeplerle "kendi düşüşünü" ne bizatihi "seyredebilir" ne de yukarıda anlatılan manada "hatırlayabilir."Bu itibarla "aşkın'a mahsus nazariyat'ın ", "basit kuvvet" olarak " hafıza" vasıtasıyla "karanlık aynadaki iştirak darb'ı" düşkünün, " fikriyat" esasındaki seyrine bizatihi kapalıdır. Bu bakımdan " aşkının mahpusluğu" yani dünyaya (henüz) doğanın mahpusluğu ve bu itibarla da (hapishaneden) eksodus'u sadece kendine münhasırdır. "Aşkın", "nazariyatın çerçevesi" ve (müteşekkil) psukhe suretinin hududu itibariyle "mahpus"tur. "Aşkın"a mahsus "eksodus" bu bakımdan "düşkün"e mahsus "eksodus"tan esasen farklıdır. Aşkının ve düşkünün hapishaneleri bizatihi farklıdır; bu sebeple.  Mutho-graphia "Muthographia", "muthos" ve "graphein" sözcüklerinden gelir."Muthos" ile esasen kastedilen, " düşküne" mahsus dış sahneyi aşmak ve bu itibarla geliş kaynağını (fikren) seyretmek üzere şekillendirilen kurgudur. Bu manadaki kurgu tesisine yani kurgu yazımına "mutho-graphia" denir.  Ve uzunca bir bölüm, bu incelemenin konusu olmaktan uzak tuttuğumun kaydıyla "Kilise Theographia'sı ve ona dair olan eleştiriler"  Anadolu Mayası kısmı ise Anadolu Maya'sı kitabını yakın bir zamanda okuyan bir kimse için güzel bir özet niteliğindedir.  "Gönül'ün, (Türkistan'dan gel'en kelam ile) maya'lan'ma'sı", "asli doğ'uş'tur". Son not: Hızlı yazma şehvetine kapıldığım için kitaptaki yazım inceliklerini ne yazık ki yok saydım.
Theographia'nın EsaslarıYalçın Koç · Cedit Neşriyat · 20093 okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.