·475 syf.····Okunma: 03 Kasım 2024 01:26 Bu kitap; inançların insanlar içinde nasıl şekillendiği, hangi etkenlere maruz kaldığı, insandan insana nasıl farklı şekillerde yorumlandığı ve kim nereden bakıyorsa o şekilde gördüğü, doğu ve batının doğru şekilde sentezlendiğinde nasıl çatışma çıkmadan olağan bir şekilde uyumlandığı konularında fikir sahibi olmamı sağladı.
Ayrıca her zaman en uçtakilerin illet birer hastalık sahibi olduğu düşüncemi de tekrar doğrulamış oldu.
II. Abdülhamit zamanında yargının nasıl göreceli olduğunu, padişahın onurunun zedelenmesi ya da şahsının eleştirilmesini geç, suç olmayan durumlarda bile suçsuz kimselerin sürgünlerine cezalarına tanık olduk. Bu dönemde halkın hem dindar kesimini , hem de açlık ve sefaletle mücadele ederken nasıl yaşama tutunduğunu, saray ve köşklerin saza söze meşke bağımlılıklarını ve çoğunun yapay, zoraki hayatlarını film seyreder gibi seyrettik. Tarih sevmeyen benin aklına, Halide Edip uzun ve sıkıcı betimlemelere yer vermeden sade ve güçlü kalemiyle nakış gibi işledi dönemin çerçevesini
.
Rabia karakterinin güçlü, kararlı ve azimli kişiliği biraz da kadınlık gururumu okşamadı değil. Saraylarda beylerin sofralarına sayılan kişi olarak oturması, sohbetlere katılması, saygı görmesi dönemin şartlarına göre ciddi anlamda mutluluk vericiydi.
Rabia’nın tutucu ve dindar kişiliği ile tekdüze hayatı- x kişinin (spoiler vermek istemiyorum) çok yönlülüğü, felsefi düşünceleri ile kendini bulma arzusuyla savrulan benliği arasındaki manyetiği okurken çok keyif aldım. Birisi şark , diğeri garb musikisi derken çok haklı bir benzetme yapılmış.
Sizlere iyi okumalar … Benden bu kadar.