1967-1970 yılları arasında yazılmış, 12 öykü. Osmanlının son dönemleri ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki sosyal hayatı, kadınların ruhlarını ve yaşantılarını işleyen öyküler.
Kitabı okurken her hikaye geçişinde sanki zamansal olarak bir devamlılık içerisinde ilerliyoruz gibi hissettim. Her hikayenin kahramanı bir öncekinin bir akrabası, tanıdığı gibiydi. Kadınların zaman ilerlese de benzer şeyleri yaşadıklarını, her neslin atadan kalma acıları yüklenip; yaşama karşı bir yol, kendine karşı bir anlamsızlık hali içerisinde didinmesini okuyordum. Gerçekçiliği hep dozajında tutup, ruhsal yönlerini bu kadar derin hissettirmesi bir kalem ustalığı. Haraç harici hepsi öykü uzunluğunda olduğunu düşünürsek Füruzan’ın dildeki inceliği yakaladığını görüyoruz. Bu yenik kahramanların, yenilgilerini hiçbir aldatma üzerine kurmadan kabul edişleri ve mekanın, zamanın içinde sürüklenişleri; bize ait olmayan bu dünyadaki sıkışmayı, yeniden bize göstermeleri; üzse de güzeldi.
Evde tek yeni şeyimiz yok. Olsa da her şey öylesine solmuş birbirine dönmüş ki, yeniyi koyabilsek o da eskir. / s.161
Alıntıdaki gibi… Bu hikayeleri yeni diye okusak da bizdeki eski bir ağrıyı anlatıyor gibi…
Üslup olarak, şiirselliğin de olduğu öyküler olsa da genel hatlarıyla gerçekçi ve doğal diyebilirim.
Lütfen okuyunuz!