Bir sigara 400 derece yanar. Karaca'nın göğsü küllük değil.
---
"Hoşçakal deme vakti geldi fakat ben nasıl veda edeceğimi bilmiyorum çünkü bunun olacağını hiç düşünmemiştim, böyle hayal etmemiştim."
Bu aslında bir inceleme değil; kaleme alınmış bir veda, bitmesini istemediğimiz bir hikayenin son sahnesi. Uzun zamandır beklediğimiz serinin final kitabı Siyam Mare 4 sonunda elimizde. Peki, beklediğimize değdi mi? Belki… ama çok daha güçlü bir final olabilirdi.
500 sayfalık bir hikaye anlatılıyor fakat ilk 200 sayfada, daha önce Wattpad’de yayınlanan birkaç bölümle karşılaşıyoruz. O anlardan itibaren, yazarın yaşadığı zorlukların, ruhuna sinen kara bulutların satırlara sindiğini hissedebiliyorsunuz. Yaşamının izleri, acıları, umut kırıntıları her cümleye sinmiş. Ancak, hikayenin sonlanma sürecinde yazarın aceleci davrandığını hissettim. Son, beklenenden hızlı bir şekilde, yeterince doyurulmadan gelmiş gibi. Kitap bittiğinde içimde sadece şu cümle yankılandı: "Eee, hani devamı?"
Kitabı okurken "Kurşun kurda atıldı ama karacayı deldi" teorisi aklımdaydı. Ancak sonra fark ettim ki, Karaca’nın ruhu zaten çoktan parçalanmış. Kurşun sadece yüzeyde değil, derinlerde de hasar bırakmış. Daha ne kadar parçalayacak ki kurşun Karaca'yı! Onun yaşadığı ihanetler, ailesinden gelen hayal kırıklıkları, güvenini sarsan gerçekler… Özellikle abisinin yaşadığını öğrenip, çevresindekilerin ondan bu gerçeği sakladığını anladığı an, acısının yoğunluğu beni de sarstı. Karaca’nın yaşadığı trajedi, onu "nefes alan bir ölü" gibi gösteriyor; bir enkaz haline getiriyor. Yazar, tüm ağır yükleri onun omuzlarına bindirerek, çevresinde dönüp duran bir acı girdabı yaratmış.
Hikaye, çoğunlukla Karaca'nın etrafında şekilleniyor. Onun dilinden anlatılanları okumak, yaşadığı ağır travmalarla yüzleşmek