·236 syf.····Okunma: 24 Ekim 2024 14:29 Beyaz Diş...
Beyaz Diş için inceleme yazmak, kitabı bitirdikten yaklaşık 2 hafta sonraya nasip oldu. Aslında bu muhteşem eser için söylenecek o kadar çok şey var ki...
Jack London, muhteşem bir yazar. Her şeyden önce bunu belirtmeliyim. Okuyucuya cebren empati yaptıran, eserin hissiyatını olağanüstü derecede aktaran çok başarılı bir yazar.
Öncelikle üzerinde durulması gereken, eseri -bence- eser yapan dil ve üslubu incelemek gerekirse; Oldukça anlaşılır, yalın, bir o kadar da vurucu ve sarsıcı bir dil var. Takibi zor paragraflar, diyaloglar, saçma sapan karakter yoğunluğu yok bu eserde. Bir köpeğin hislerinin trajikomik açıdan okuyuca aktarılması var. Bu eserin içine girebilmeniz için baş karakter Beyaz Diş ile mutlaka empati kurmanız gerekiyor, ama baştan söyleyeyim, sayfaları çevirmeye başladığınızda empati kurmamanız olanaksız.
Peki eserin kurgusu? Eserin kurgusu da üslubu gibi oldukça başarılı. Beyaz Diş'in nasıl bir dünyaya gözlerini açtığını anlamamız için yazar uzun bir girizgah hazırlıyor. O dünya, acımasızlık, vahşi düzen özenle işleniyor, ustaca betimleniyor. Beyaz Diş'in doğduktan sonra dünyayla teması, şaşkınlık, korku, mutluluk vs. İnsani gibi duran bütün bu hislere Beyaz Diş ismindeki kırma köpekte şahit oluyoruz, hem de hiç yadırgamadım. Acele etmiyor yazar, psikolojik katmanları ustaca hazırlıyor.
Eserin en zayıf tarafına gelince, konusu, içeriği. Güzel elbette ama üslup ve kurgu o kadar başarılı ki, içerik faktörü sönük kalıyor. Ters köşe diyebileceğimiz, okuyuda merak uyandıran bölümler fazla yok, ama bu durum rahatsız etmiyor.
Genel olarak özetlemek gerekirse, eser beni her açıdan edebi olarak tatmin etti. Kült eserler listesinde olmayı sonuna kadar hak eden bir başyapıt olarak zihnimde kaldı.