Puan vermedi·382 syf.····Okunma: 01 Kasım 2024 17:00 Modern çağın sancılarına ayna tutan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, ilk sayfasından itibaren beni içine çekti. Hayri İrdal’ın hayat hikayesi, sıradan bir bireyin toplumsal düzen karşısındaki savruluşlarını öylesine çarpıcı bir dille anlatıyor ki, insan kendini sorgulamaktan alıkoyamıyor.
Enstitü’nün absürd yapısı, aslında toplumun bürokratik kargaşasını ve bireylerin bu yapıya uyum sağlama çabalarını gözler önüne seriyor. Tam da bu noktada Tanpınar, sadece bir insanın hikayesini değil, bir milletin modernleşme serüvenindeki sancılarını da anlatıyor. “Saatleri ayarlamak” gibi sıradan bir eylemin bu denli derin anlamlar taşıyabileceğini düşünmek bile insanı şaşırtıyor.
Bir yandan da eserin mizahi dili, okuru düşündürürken gülümsetmeyi başarıyor. Hayri İrdal’ın kendini içinde bulduğu trajikomik durumlar, günlük hayatın çelişkilerini müthiş bir incelikle gözler önüne seriyor. Ama esas vurucu olan, karakterlerin iç dünyaları. Her biri, aslında kendi saatini ayarlayamamış bireyler. Zamana yenik düşmüş, bir düzenin içinde kaybolmuş ya da ona ayak uydurmak için kendinden vazgeçmiş insanlar…
Bu roman bana şunu öğretti: Hayatta çoğu zaman biz de kendi saatlerimizi ayarlama enstitümüzü kuruyoruz. Hayatımızı düzene sokmak adına türlü kurallar, ritüeller yaratıyoruz. Ama bunun ne kadarı gerçek bir ihtiyaç, ne kadarı toplumun dayattığı bir düzenin parçası? İşte bu soruyu sormadan geçmek mümkün değil.
Tanpınar’ın kalemi, geçmişle geleceği bir araya getiren köprü gibi. Gelenek ve modernite arasında sıkışmış bireyleri anlatırken bir yandan da bizi kendi içsel yolculuğumuza davet ediyor. Eğer bugünün karmaşasında bir an olsun durup “Ben bu düzene ne kadar uyumluyum?” diye sormak istiyorsanız, bu kitap tam da size göre.