AT ŞU ADIMI KİTABI HAKKINDA
Puan vermedi·160 syf.··
2024 91. kitabı
İçinde emek, bilgi, iş kalitesi, girişimcilik, planlama, ekip, etik, eylem ve tutkudan birer demet bulunan, okuyucuyla aşk, enerji ve heyecan veren, içsel kaynakları kullanmanın önemini anlatan, çaba göstermenin, gayret etmenin, emek vermenin, karşılık beklemeden çalışmanın güzel sonuçlar oluşturacağına dair çok sayıda örnek olan bir kitaptan, Ahmet Şerif İzgören'in At Şu Adımı kitabından bahsetmek istiyorum. Kitabı okuyanların, farklı yerleri hafızasına kaydedeceğinden ve muhtemelen bazı örnekleri hayatına yansıtacağından şüphem yok. Kitapta ülkemizin en ünlü insanlarından kimsenin tanımadığı insanlara kadar iyilik ve güzellik namına çok sayıda örnek var. Kitap çok samimi bir dille yazıldığı için okuyucuyu sıkmıyor. Yazarın hayatındaki zorlukların yolunu aydınlattığı ve önünü açtığı görülüyor; “Ben bir memur çocuğuyum, annem ev hanımı, üç kardeşiz. Ben hayatım boyunca pazarda ucuz domates aradım arkadaş, hâlâ da öyle. Pazarda ucuz domatesi aramayan yazarın hayatta başarma ile ilgili kitabını okumayın” diyerek hayatını zorluklarla yoğurmayan insanların anlatacakları hikâyenin etkili olmayacağı anlatılıyor. Küçüklüğünde, gençliğinde zahmete ve sıkıntıya katlanmayan insanların hayatta başarılı olmasının zor olduğu anlatılıyor. Hayatın kolaylıklarla dolu olmadığı ve mutlulukların daha çok acılar üzerine kurulu olduğu, acıyı tatmayan, yaşamayan ve acıyla yüzleşmeyen birisinin sonrasında çok zorlandığı anlatılıyor. Herkesin gezdiği bir saatte gecenin yarısında spor salonunda çalışmaya devam eden, alın teri döken, çabalayan, buna rağmen arkadaşlarının dalga geçtiği bir futbolcunun Türk Milli takımında attığı golle tarihe geçtiği anlatılıyor ve herkes gezerken, herkes uyurken, başkaları eğlenirken senin ne yaptığın önemli mesajı veriliyor. Bu örnek güzel bir sözü hatırlattı bana: “Herkes eğlenirken sen de eğlenirsen herkes rezil olurken sen de rezil olursun. O yüzden herkes eğlenirken sen çalışmalısın.” Başarısız olup suçu hep başkalarından bilenlere bir mesaj veriliyor; "Sizin hakkınızı sizden başka kimse yiyemez." diyerek kişinin kendine yatırım yapmasının önemli olduğu mesajı veriliyor. Ülkede işini o kadar kötü yapan insan varken birazcık emek veren, gayret eden, işini güzel yapmak için çabalayan insanların parmakla gösterildiği anlatılıyor. “Paranızı boşa harcarsanız paranız gider ama zamanınızı boşa harcarsanız hayatınız boşa gider” diyerek zamanın önemine dikkat çekiliyor. Hepimiz başarısızlığımıza sebep bulmaya, mazeret sunmaya çok yatkınız. Başarısızlıklarına mazeret bulan birçok insanın yanında o mazeretleri sunma potansiyeli çok yüksek olmasına rağmen mazeretlerin arkasına saklanmayan görme engelli birinin hayatında yaptığı çok güzel bir iş anlatılıyor. Günümüz dünyasında bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğunu düşündüğümüzde bilmekten ziyade bu bilgiyi eylemle buluşturmanın fark yaratacağı anlatılıyor. “Hayat ödülünü tahammül edenlere, sabredenlere veriyor” sözüne örnek olabilecek, yüreğinizi ısıtacak çok sayıda örnek bulunuyor. “Ne etliye ne sütlüye karışır” denen insanlar için kritik bir uyarı var; “Kötülük yapmıyor olmanız sizi iyi yapmıyor hayatta. Etrafta bu kadar kötülük varken kötülüğü olmayan ama kıpırdamadan hiçbir şey yapmayan da kötüdür. İyilik eylem gerektiren bir şeydir” diye harika bir uyarı da var. Girdiğimiz her ortamda, hemen hemen her yerde dedikodu yapıldığını görüyoruz, şahit oluyoruz. Kitapta dikkat çekici bir cümle var; “Niye bu kadar dedikoduyu sever insanlar biliyor musunuz? Kendi hatalarını görmek yerine başkalarının hatalarını konuşmak için.” Kavgasız, gürültüsüz saygıyla ve üreterek ilerlemenin hazzını fark ettiğinizde etrafınızda ne olduğuyla ilgilenmemeye başlarsınız deniyor. İşine odaklanan, işini güzel yapmaya çalışan insanların dedikoduya, gıybete birini çekiştirmeye vakit bulamayacağı anlatılıyor. Yazarın annesinin ve babasının hayatında dedikoduya hiç yer olmadığını öğrendiğimizde de aslında bu davranışların ailede nasıl da filizlendiği, boy verdiği görülüyor. Hayatta hep birileri benim elimden tutsun, birileri bana destek versin diye düşünen bazı insanların adam bulmaya, araya siyasileri koymaya değil, kendine yatırım yapmaya ihtiyacı olduğu ve en güzel yatırımın kendine yapılacak yatırım olduğu mesajı veriliyor. Hiç emek sarf etmeden sınav kazanmak, mutlu olmak, iyi bir işte çalışmak hayali kuranlara bir uyarı da var; “Üretmeden kazanan kimse yok tarihte. Önce çekyattan kalkıp o telefonu biraz bırakacaksın ki elinden, adım atabilesin.” Bazen küçük bir çabanın insanın hayatına büyük bir güzellik kattığını anlatan, çok tatlı bir o kadar da duygusal bir hikâyeyi kitaptan aynen paylaşmak istedim: Kaplumbağaların kahramanını anlatmalıyım size. Mehmet Erbil, yirmi yaşında demiryolu kontrol memuru olarak işe başladı. Her gün Turgutlu-Alaşehir arasında gidiş-geliş yirmi kilometre yol yürüyordu demiryolunu kontrol etmek için. Bu işi yaparken tarlada çalışan çiftçilerin, tarlalarına zarar vermesin diye kaplumbağaları demiryoluna bıraktıklarını gördü. Kaplumbağaların aşırı sıcaklarda o taşların içinde daha da ısındığını ve 20 santim yükseklikteki demirlerden çıkamayıp öldüklerini fark eden Mehmet onları demiryolundan çıkarıp gölgeye bırakmaya başladı. Onlara su da veren Mehmet, bir röportajında "Bazen kaplumbağalar o kadar sıcak oluyordu ki, eldivensiz tutmak imkânsızdı" diye anlatmış durumu. Önce kenardaki çiftçileri uyarmaya ve eğitmeye başladı. Yanında kendisi için iki litre su taşırken, kaplumbağalar için de iki litre su taşımaya başladı. Siz bu satırları okurken 2024 yılında, 71 yaşında Mehmet Erbil. Her gün 5-6 kaplumbağa kurtarmış. Kurtardığı kaplumbağaların sıcaktan nasıl etkilendiğini ve o sıcakta gölge bulamadığını görünce ağaç dikmeye başlıyor yol kenarlarına. Bunu da mesai saatleri dışında yapıyor. Emekli olana kadar diktiği ağaç sayısı 10 bin civarında. Emekli olurken yerini alan kişiye de eğitim verdi, ona da anlattı durumu. Şimdi o genç çocuk da kurtarmaya başladı kaplumbağaları. En değerlisi emekli olduktan sonra bırakmadı çalışmasını çünkü her yirmi kilometre yürüyüşü beş altı canlının hayatını kurtarıyor. Pelerini eksik değil mi? Bir insan işini nasıl daha fazla güzelleştirebilir ki? Çok samimi bir dille yazılan, kısa bir ömürde anlatılmaya değer bir hikâye oluşturmayı salık veren At Şu Kitabı, farkındalığını artırmak isteyenlerin yolunu aydınlatabilir… Saygılarımla…
At Şu AdımıAhmet Şerif İzgören · Elma Yayınevi · 20241,724 okunma
··
457 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel bir inceleme olmuş hocam.Emeğinize sağlık .