·664 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Kasım 2024 21:58 Yıl 1928...
Çin’in Kanton Bölgesi’nde kolera yüzünden annesini kaybeden ve kendisi de ölümden dönen Robin, İngiliz dilbilim profesörü Lovell’ın himayesinde yaşamaya başlamıstı. Profesör, Robin’i diller ve edebiyat konusunda eğiterek Babil için hazırlıyordu. Egitimle geçen yıllar, ilişkilerinde bir ilerleme sağlamasa da Robin’in yeteneklerini istenen seviyeye ulaştırmada başarılı olmuştu. Ve Robin, Babil’e kabul edilmişti.
Babil...
Oxford’un dünyanın her yerinden gelen ve diller konusunda üstün yetenekli öğrencileri kabul ettiği çeviri enstitüsüne verilen isimdi. Fakat, burada yapılan çeviriler sadece dil araştırmalarında ya da kitap basımında kullanılmıyordu. Çünkü, Babil’de yapılan çalışmalar, sadece çeviri değil, büyü, teknoloji, endüstri ve sanatın birleşimiydi. Yaşamın tüm alanları bu calısmalardan nasibini alıyordu. Ve her şeyin temeli dil ve gümüş odaklıydı.
Robin, Hintli Ramiz Rafi Mirza(Rami), Haiti kökenli Victorie Desgraves ve saf kan soylu bir İngiliz amiralinin kızı Letitia Price(Letty) ile Babil’deki ilk yılında tanışmıştı. Yabancı oldukları, ten renklerinin farkı ve cinsiyetlerinden dolayı dışlanan bu grubun mecburiyetle başlayan arkadaşlıkları, yıllar içinde gerçeğe dönüşmüştü. Dil konusundaki üstün yetenekleriyle başarılı oldukları için titizlikle secilerek okula kabul edilmiş olmaları ve büyük bir ülkeye geldikleri için duydukları heyecan, daha ilk günlerden başlayan bu ayrımla yerini tedirginlik ve şaşkınlığa bıraktı. Süreklilik arz eden bu zorbalıklar karşısında zamanla, hayatta kalabilmek için yapabilecekleri tek şeyi yaptılar ve kabul ettiler bu durumu. Derslerine odaklandılar. Kendilerince oluşturdukları düzen tıkır tıkır işliyordu görünüste. Ama, kendilerine odaklandıkları için göremedikleri sistemsel aksaklık ve haksızlıkları fark etmelerini sağlayan, kafalarını karıştıran, Robin’le oldukça yakın bir bağı bulunan Grifin olacaktı. Robin öğrendikleriyle neye uğradığını şaşırsa ve bir süre kendisine verilen çok az bilgiyle Grifin’e uyum sağlasa da, bir noktada bilgi eksikliği ve aldığı risklerin büyüklüğü nedeniyle Grifin’le yollarını ayıracaktı. Böylece herşey sakinlikle ilerleyecekti. Ta ki, Robin ve arkadaşlarının son sınıfa başladıkları yıla dek. Robin, sürpriz haberler alacak, birlikte çıkacakları Kanton yolculuğu gözlerini açacak ve yolculuk hiçbirinin tahmin etmediği bir şekilde bitecekti. Artık olayları farklı bir gözle gören dört arkadaş, girdikleri bu geri dönülmez yolda haksızlığı, sömürüyü, acımasızlığı, ihaneti ve ölümü tadacaklardı. Ama yılmadan, korkmadan verdikleri bu mücadele her biri için farklı rotalar çizmişti. Hedefleri uğruna neleri göze alacaklardı? Sıradan bir külkedisi hikayesi gibi başlayan kitabımız, “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” mottosuyla hareket eden üc silahşörler öyküsüne evrildi ve bir Jean D’arc ya da nispeten Don Kişot hikayesine benzer sekilde sona erdi. Kitap çeviri ve fantastigi harmanlarken, arka planda sosyolojik ve dilbilimsel pek çok bilgi de veriyordu. Bu nedenle de hızlıca okunacak bir kitap değildi Babil. Yazar, gözlemlerini veya belki yaşadıklarından esintileri fantastik bir romana dönüştürmüş gibiydi. Robin’in ve diğerlerinin hepimizin bildiği eserlerden bahsetmesini, duymadığım ve hoşuma giden alıntılar yapmasını çok begendim ve ilginç alıntıları ve dipnotlarıyla 22 yaşındaki bir yazardan beklemedigim güzellikte bir romandı diye düşünüyorum. İçeriği itibarıyla, dillerle, çeviriyle ilgilenenlerin daha çok ilgisini çekecektir diye tahmin etsem de, konusuyla ve anlatımıyla oldukça güzel bir kitaptı bence diyerek Babil’i tüm okurlara tavsiye ediyor ve keyifli okumalar diliyorum.
Kitaplarla kalın.
(alıntı)
“ Diller yalnızca sözcüklerden ibaret değildir. Dünyaya bakma biçimleridir. Uygarlığın anahtarlarıdır.”
“Ama biz köleyiz ve başkasının tarlasında çalışıyoruz; bağı biz işliyoruz ama şarap sahibinin.”