Kitabın üç karakter etrafında döndüğünü görüyoruz: Lord Henry, Dorian Gray ve Basil Hallward. Lord Henry; hedonistçe yaşayan, gençliği ve güzelliği önemseyen bir isimdi. Basil Hallward ise içten içe Dorian Gray’a büyük bir hayranlık -hatta aşk- duysa da insanî erdemleri önemseyen ve Dorian’a bu anlamda yol göstermeye çalışan biriydi. Kitabın ana karakteri Dorian Gray’in ise görüşlerinin Lord Henry ile Basil Hallward arasında sürekli gidip geldiğini ama güzelliğin, neşenin, kaygısızlığın kitabın büyük bir bölümünde onun daha büyük bir parçası olduğunu fark ettim. Bu kapsamdan yola çıkarak Dorian Gray’in aslında “id”i, Lord Henry’nin “ego”yu, Basil Hallward’ın ise “süperego”yu temsil ettiğini düşünüyorum.
Eserin dönüm noktası Dorian Gray’ın kendisinin genç kalmasını ve portresinin zaman içinde yaşlanmasını dilemesiydi. Kitaptaki suçların ekseninde de bu durum vardı. Kitapta beni en çok etkileyen durum ise portredeki değişimin çok etkileyici bir biçimde yansıtılmış olmasıydı. Dorian’ın portreye bakarken yaşadığı gerginliği kitabı okurken hissetmedim desem yalan olur. :)
Karakterlerin kendi arasındaki sohbetleri kitapta benim açımdan en keyifli ve bakış açımı genişleten kısımlardı. Bu üç karakterin kimliklerini yansıtmada da çok netti.
Özetle “Ortamlarda Satılacak Bilgi”podcastini dinleyip merakla okumaya başladığım Oscar Wilde’ın bu tek romanı oldukça etkileyiciydi ve kitap boyunca Dorian Gray’in nasıl göründüğünü bana düşündürdü diyebilirim.
KAUAN-Ommeltu Polku