Merhabalar
Kore asıllı Alman bir filozof belki de yeryüzünde çok fazla insanın aklına bile gelmeyecek bir kavramı üzerinde düşünmeye değer buluyor.
Başlarda kitapla bütünleşmekte birazcık zorlandım çünkü byung-Chul Han'ın (her Alman yazar gibi) kendine has soyut dünyasına girmek biraz çaba istedi.
Şeffaflık toplumu adlı eser, şeffaflığa eleştirel bir yaklaşım sergiler. Çoğumuz hayatımızda bazı durumların/kavramların/olguların sorgulanamayacak kadar yerinde ve doğru olduğunu düşünmekte ve böyle düşündüğümüz içinde böyle sanmaktayız. İnsanlık olarak içimizde çok az kişi kavramların, olguların özüne inme hevesi duyar ve buna cesaret eder. Çünkü cesaret etme erdemi, cesaret edememeye oranla daha sancılı bir sürecin başlangıcı sayılır. Şeylerin özüne vâkıf olmaya başladığımız anda o şeyleri gözümüzde yüce kılan gizemler yok olmaya ve mantığın borusunun ötmeye başlamasıyla gerçekler sandığımız şeyleri alt etmeye başlar. Oysaki sandıklarımız büyülü bir dünyaydı ve onlara inanmak gerçeklere inanmaktan çok daha fazla haz ve mutluluk verciydi. Gerçekler her zaman sandığımız şeylerden daha düz, daha az cezbedicidir çünkü içinde gizem ve bilinmezlik barındırmaz. İnsanlık kendi tarihi içerisinde karanlık çağa kadar hep gizemlerle doğaüstü güçlere inanarak geldi ve bunun son altın çağı da Avrupa karanlık çağıdır. Francis bacon'ın bilginin elde edilmesi ve kullanılmasına dair ortaya attığı görüş (Yalnızca tümevarım mantığı ve doğadaki olayların dikkatli gözlemlenmesiyle bilimsel bilginin mümkün olduğunu savunmuştur.) zamanla kabul görünce varlıkların doğasının bilinmesi mümkün hale gelirken ve bir de ignoramus ( bilmiyoruz) diyen İngilizler ve batı Avrupa bilmediklerini kabullenip topyekûn bilime yönelince zamanla gizem yerini mantığa bilimsel açıklamalara bırakır. Byung-Chul Han'a göre her şeyin bilinebilmesi durumu beraberinde şeffaflığı getirir. Ancak şeffaflık kavramı gerçekten de bizim sandığımız kadar masum ve iyi kalpli(!) midir? Özellikle Türkiye de başta siyaset ve futbol kurumlarının sahip olmadıklarını iddia ederek dilinden düşürmediği şeffaflık kavramı insanları şeffaflığı bir kurtarıcı olarak görmelerine neden oluyor. Belki kamuda ve kurumsalda şeffaflık ilkesi benimsenirse işler halk nazarında yoluna girilmiş gibi görünse bile Byung-Chul Han'ın üzerine kafa yorduğu kısım şeffaflığın kendisi, inasanın üzerinde yarattığı etki ve kapitalizme sağladığı hizmettir.
Gelişen iletişim teknolojileri, şeffaflık ve teknoloji kavramının birleşiminin kapitalizme sağladığı fayda,toplumların dönüşümü ve değişimi, İnsanların bile isteye kendilerini ifşa etmesi ve bunu bir özgür olma durumu sanması, insanların kendilerini gönüllü bir şekilde sosyal medya ve ağlar üzerinden gözetim altına aldırması ve daha nicesi.
Dokuz alt başlıktan oluşan (Olumluluk toplumu, teşhircilik toplumu, apaçıklık toplumu, porno toplumu, ivme toplumu, teklifsizlik toplumu, enformasyon toplumu, ifşa toplumu, kontrol toplumu.) bu kitapta
Byung-Chul Han "Nasıl olur da hemen hemen her şeye sahip olmama rağmen içimde sanki bir şeylerin eksik olduğu fikri hep var?" Sorusunun cevabını bence kitabın bir çok yerinde veriyor. Chul Han biz okuyucularına bir şeyler anlatabilmek için adeta kırk dereden su getiriyor. Bentham'dan Foucault'ya Aziz Anselmus'tan Walter Benjamin'e birçok filozoftan alıntılarla yorucu ama faydalı bir okuma sunuyor.
Kitaptan bir alıntıyla;
Performans/başarı öznesinin(insan) karşısında onu çalışmaya zorlayan ve sömüren bir tahakküm mercii yoktur. O kendisinin efendisi ve girişimcisidir. Ama tahakküm merciinin yok oluşu ona gerçek bir özgürlük sağlamaz çünkü performans öznesi kendini sömürür. Sömüren aynı zamanda sömürülendir de. Fail ve kurban burada birdir. Kendini-sömürü, ötekili- sömürüden daha verimlidir, çünkü özgürlük duygusu eşliğinde gerçekleşir.
Hoşçakalın.