Kitabın ismi ve kapağı dikkatimi çektiği için almıştım. Arkasını okudum ve tamam dedim bu çok güzel bir kitap. Tam olarak öyle de oldu. İlk kez okuduğum bir yazar ama kalemi çok güzelmiş, çok etkilendim. İshak ve Jülide'nin birbirinden çok farklı ama bir noktada birleşen hayatı. Tüm ön yargımla İshak karakterinin verdiği kararları eleştirmiştim ama adı üstünde önyargı. Tüm hikayesine öğrendikten sonra düşündüğüm ilk şey çalınmış bir hayat olduğuydu. Aykut ve Nurten tarafından çalınmış bir hayat. Aslında bu da tamamen kendi kararıydı kendi seçimlerinin esiri oldu ve bundan kurtulmak için kaçmayı seçti. Yani Jülide ile kaçmayı... Jülide'yi hiç yargılamamıştım zaten ama hikayesini öğrenmek ağır geldi. Ceyhun'u gerçekten sevmiştim ama verdiği kararlar onu gözümde bitirdi. Evliliğin temeli - biz ne kadar bunu unutsakta - iyi günde, kötü gündedir. En kötü gününde karısını terk eden birisi adam ve hem kocasına hemde çocuğuna veda eden Jülide. Bu hikayeden anladığım aile kavramının ve saklanan sırların insan hayatındaki büyük etkisi. Bu hikayeyi tek bir cümleye indirgeyecek olsam "yarım kalmış hayatlar" derdim Düşerken