·352 syf.····Okunma: 04 Kasım 2017 00:00 ÇOBAN VE KOYUNLARI
Birbiriyle savaş içerisinde olan 3 farklı ülke
Ülkeler farklı fakat düşünce sistemleri aynı
2+2=5 üzerinden yorumlamaya çalışırsak düşünmeyi tamamen yasaklayan bu sistem ve ‘PARTİ daima sizin için en iyisini düşünür ve yapar, sizin ne düşünmenize ne de sorgulamanıza gerek vardır’’ maddesiyle maalesef insanların özgürlüğünü ve hür iradesini ellerinden alan bir yaptırım ile karşılaşıyoruz. PARTİ, insanların fikir üretmesini engelleyerek tek tip vebaşkaldırmayan insan sürüsü yaratmaya çalışır. PARTİye ne kadar sâdık -her denilene körü körüne inanan, araştırmadan ve sorgulayıp öğrenmeden bağlanan - insan olursa istediklerine o kadar rahat ulaşabilecekler. Söylenenin aksini düşünmek dâhi suç sayılıyor. Düşünce polisi adlı kurum bu yüzden mevcut.
Winston bir DIŞ PARTİ üyesi idi ve insanları 3 farklı şekilde sınıflandırırsak Winston ikinci tabakada yer alıyordu. İlk ve öncelikli olanlar İÇ PARTİ üyeleriydi. İÇ PARTİ üyelerinin nelere sahip olduğu asla bilinemezdi. Onlar tele-ekranlarını kapatabilen tek ayrıcalıklı kesimdir. Son kesim ise PROLETERlerdir. Bir diğer deyiş ile ilk önce ölmesi gerekenler.
Tele-ekranlar sayesinde mahrem kelimesi ortadan kalkmıştı. PARTİden yahut BÜYÜK BİRADER’den gizli bir şey yapmak yasak olmakla birlikte pek mümkünde değildi. İÇ PARTİ üyeleri hariç herkes adım adım her yerde izlendiğinden dolayı onlardan izinsiz hareket etmek imkânsızdı. Bir düşünsenize! Özgürce nefes almanız bile önleniyor. PARTİnin bunu yapma sebebi kendilerine başkaldırmak isteyenlerden haberdar olmayı sağlamaktır. İnsanlara kalem kâğıt bile yasaklanıyor. Ki yine bu da kendi varlıklarını devam ettirebilmek için PARTİnin aldığı önlemlerden biridir. Hür bir şekilde biriyle konuşman yasak, herhangi biri ile bakışman yasak. Birde nereye bakarsan bak karşına çıkan yahut olduğu söylenen biri var,BÜYÜK BİRADER. Döndüğün her tarafta şöyle bir yazı ile karşılaşmak ne kadar güzel olabilir: ‘’BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ ÜSTÜNDE.’’ Öyle ki, insanlar daha bir kere görmedikleri –olup olmadığının doğruluğunu tartışamıyorlar çünkü bu suçtur.- birine inanıp onun yolunda yürümeye, ona itaat etmeye zorlanıyorlar. Akıllarında asla unutamayacakları cümle ‘’BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ ÜSTÜNDE.’’
PARTİ bunlar yetmezmiş gibi herkesin cinsel hayatına müdahil oluyor. PARTİye bağlı çocuklar yapmak dışında ilişki yaşamak ve duygusal bağ kurmak çok büyük bir suçtur. Buna karşın Winston, Julia ile tanıştı ve onu sevmeye başladı. Cinsel ilişkileri bir oldu, iki oldu, üç oldu fakat nereye kadar. Sonunda yakalandılar. Yakalandıktan sonra ikisi de birbirini bir daha görmedi. İnsanlık üzerine yapılmış en büyük darbelerden biridir bu. Kimse özgür değil. Kimse istediğini yapamaz. Her şeye kâdir olan bir tek PARTİdir.
PARTİ çıkardığı her kanunu ve koyduğu her kuralı denetlemek için bakanlıklar açtı. ‘’SEV-BAK(Sevgi Bakanlığı)’’ yasa ve düzeni sağlıyordu. Nerede istemedikleri bir şey görseler, nerede KENDİ kanunlarına karşı bir yapılanma görseler hemen müdahale eder ve en ağır şekillerde cezalandırırlardı. (Winston, Julia ile yakalandığında SEVGİ Bakanlığına götürüldü.)‘’GER-BAK(Gerçek Bakanlığı)’’ her türlü eğitim, haberler, eğlence ve güzel sanatlar işlerine bakıyordu. Tabi PARTİ kuruluşlu olduğu için eğitimi ve haberleri ne denli doğru verdikleri tartışılır bir konu. Bu bakanlık onucunda PARTİ kendi dilini oluşturdu. ‘’Yenisöylem’’. Yenisöylem İÇ PARTİ üyeleri tarafından, PARTİnin insanların düşünce biçimlerini kısıtlamak için, parti üyelerinin konuşmalarında partinin siyasi görüşünü kolayca savunmalarını sağlamak ve başka bir görüşün savunulmasına izin vermemek için tasarlanmıştır. Kısacası kendi kelimelerini oluşturup ya da kendilerine ters düşen kelimeleri sözlükten çıkartıp kendi işlerini kolaylaştırmak için oluşturulmuş bir tasarıdır. ‘’BAR-BAK(Barış Bakanlığı)’’ ise savaş işleri ile ilgileniyor. ‘’VAR-BAK(Varlık Bakanlığı)’’ ekonomi işleri ile muhatap oluyor. Sizce en korkuncu hangisi? Ben adından yola çıkarak SEVGİ Bakanlığı olduğunu düşünüyorum. İsminden ne olduğu aşikâr. Winston Sevgi Bakanlığında işkenceler çekti. Daha korkuncu da var: 101 Numaralı Oda…
KİTAPTAN BİRKAÇ ALINTI
‘’BİLİNÇLENİNCEYE KADAR BAŞKALDIRAMAYACAKLAR. AMA BAŞKALDIRMADAN DA BİLİNÇLENEMEZLER’’
Winston bu sözü evinin tele-ekrandan görülmeyen çok ufak bir kısmında yasak olan kâğıt ve kalemi kullanarak yazdı. Burada kastettiği aynı zamanda kendisi idi. İÇ PARTİ üyelerine karışılamaz. Onlar yöneticidir. Yani DIŞ PARTİ üyeleri ve proleterler asla bilinçlenemeyecek. Bazıları kendinde bu gücü görmediği için, bazıları ise PARTİnin emri altında yanlışlarla ve her şeye boyun eğerek onlara köleolmayı seçtiği için. Bazıları fikirsel başkaldırışa başladı bile, fakat bazıları koyun olmayı ve başlarında bir çoban olmasını kabul etti. Bazıları 101 numaralı odada cezalandırıldı. Bazıları mutlu bir şekilde hayatlarını idame ettirmeye devam etti.
‘’HİYERARŞİK TOPLUMUN VARLIĞI, UZUN SÜREDE, ANCAK YOKSULLUK VE CEHALETE YASLANARAK SÜREBİLİR’’
Bu söz Winston’a verilen kitapta yazıyor. Hiyerarşi, ast üst ilişkisidir, sınıf gözetilerek yapılan sıralamadır. Böyle bir toplumun varlığının genele yayılması ve uzun süreli olması için halkın fakir olup PARTİye muhtaç olması ve halkın cahil olup bağnazca her denilene inanması lâzım gelir. Proleterlerin her şeyden habersiz olması koşulu ile ancak bu şekilde hiyerarşi sağlanabilir.
‘’İTİRAF İHANET DEĞİLDİR. NE SÖYLEDİĞİN YA DA NE YAPTIĞIN ÖNEMLİ DEĞİL. YALNIZCA DUYGULARDIR ÖNEMLİ OLAN. BENİ SENİ SEVMEKTEN CAYDIRIRLARSA İŞTE O ZAMAN SANA İHANET ETMİŞ OLURUM’’
Zaman geçtikçe Winston, Julia’ya cinsellik dışında da bakmaya ve duygular hissetmeye başladı. Winston bu sözü söylerken eminim çok karmaşık duygular içerisinde idi. Bunu söyledikten sonra maalesef ihanet etti. Sevgi Bakanlığında iken 101 numaralı oda da Winston’a fare işkencesi uygulamak istediler – Ki işkencenin sonu fareler tarafından kemirilerek ölmek-. Winston ne dedi ise onları bu eziyetten vazgeçiremedi. Saniyeler ilerledikçe fareler daha çok yaklaşıyordu. Sonra bir bağrış duyuldu. ‘’-Julia’a yapın!!’’ Winston bu sözü sayesinde işkenceden kurtuldu. Ancak PARTİkendi hedefinde ileri doğru bir adım daha atmış oldu. Hele ki Winston bile Julia’dan vazgeçmişken...
‘’SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CEHALET GÜÇTÜR’’
Savaş barıştır diyerek insanları ön plana atan ve hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmeyen bir sistem
Özgürlük Köleliktir diyerek insanları hep koyun şeklinde gören ve başlarında çoban olması gerektiğine inandırıp çoban olan, kendi esaretinde tek tip insan sürüsü yaratmaya çalışan bir sistem
Cehalet Güçtür diyerek insanları cahilliğe sürükleyip onları tesir altına almak, bilgisizliklerinden faydalanıp onları kullanan bir sistem
George Orwell böyle bir sistemin ve toplumun olmayacağını belirtiyor. Fakat buna çok benzer toplumların ortaya çıkacağını savunuyor ki bence haklı. Günümüze baktığımızda hangimiz izlenmiyoruz. Telefonlardan, bilgisayarlardan istedikleri zaman mahremimize girebiliyorlar. Düşünce engellenmiyor mu? İnsanların aklını çelip düşünmeyi engelleyenlerin halini yakın tarihte gördük. Yazar kitabında Savaş Barıştır diyor. Bugün Barış adı altında yaşayanlar kaç tane asker şehid etti. Özgürlük köleliktir diyor. Kendine koyun seçen az insan mı var? En önemlisi Cehalet Güçtür diyor. Bugün milyonlarca okumuş cahil var. Cahilliği tescillenenler ise ayrı. Cehalet içinde olanları bir yana çekmek zor olmasa gerek. Çünkü cahil insan sığınacak bir yer arar. Kendine bir efendi yahut sahip arar. Cahil insan köle olur, yönetilmek ister.