·363 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Kasım 2024 01:41 Yazar Tara Westover’ın otobiyografisi diyebiliriz kitap için. Mormon bir aile Westover ailesi. Bağnaz babalarıyla Güneş’in kararacağı o güne hiçbir şeyden etkilenmeyecekleri şekilde hazırlanan, bunun için erzak depolayan, çeşitli şekillerde ilim öğrenmeye çalışan, Tanrı’nın “yasakladığı” şeylerden kaçınan, tıp bilimine ve devlete karşı oldukları için en sarsıcı zorluklarda bile Anne’nin bitkisel tedavilerinden medet uman ve hatta doğum belgeleri bile bulunmayan, kahve içmeyen, kola tüketmeyen, ahlakı kadınların giydikleri kıyafetler ile tanımlayan, bu sebeple ahlaksızca giyinen kadının kesinlikle ‘orospu’ olduğuna inanan bir aile. Bu kadar bağnazlık yabancı gelmedi gibi değil mi?
Bu aile içinde Tara Westover, hikayesiyle tam bir dönüşüm geçiriyor. Bir gün geliyor ve Tara, doğup büyüdüğü aileden, topraklardan, dağlardan, hatta kıtadan ayrılma cesareti gösteriyor. Ama uzunca bir süre bu bir fiziki ayrılık olarak kalıyor. Ailesinden tam olarak ayrılmayı başaramıyor. Başarmak da istemiyor çünkü bu onda bir ihanet, bir kötü yola sapma, bir Tanrı’nın buyruğundan çıkma hissiyatı uyandırıyor. Ne istediğini bulması, kendini bulması, düşüncelerini her şeyden bağımsız şekilde şekillendirmeye çalışması çok sancılı bir süreç alıyor. Hem geçmişiyle tüm bağlarını koparmak hem de geçmişiyle barışmak ve kabullenmek istiyor. Ama ikisini de tam olarak nasıl yapacağını bilmediğinden sürekli kendini aynı yerde buluyor.
Bir yandan da okula dahi gitmemiş, Mormon öğretileri nedeniyle evde eğitime inandırılmış bir çocuk Tara. Ama eğitim ve bilgi için öyle talepkar ki bu fırsat eşitsizliğini birçok zorluğun ardından aşıp hayat çizgisini Harvard’la Cambridge’le kesiştiriyor. Bu yüzden de kitabın özgün ismi “Educated”ın dilimize öğrenci değil de talep kökünden gelen “Talebe” olarak çevrilmiş olması daha da anlam kazanıyor.
Kitabın özellikle ikinci yarısında çok çok daha iyi anlamaya başladım Tara’yı. Kendine kurmak istediği yeni hayat içinde yaşadığı “aidiyetsizlik” duygusunu, ‘belki kıyafetlerimi değiştirsem buraya daha ait gibi hissederim en azından öyle görünürüm’ fikrini, değişimin sancısını, ailesiyle ilgili yer yer duyduğu utancı, ve bu utançtan duyduğu vicdan azabını hissettim. Sonra ise kendine ‘inanç’ duymaya başladığında, en azından ailesine karşı duyduğu utançtan vazgeçmesini…
Ne olursa olsun bir kez daha deneyen, bir kez daha evine dönen, değişen bir şey var mı diye aynı ümitle kontrol eden Tara her seferinde hayal kırıklığına uğruyor. Ayrılığın vakti çoktan gelip geçmesine rağmen içinde bir yerlerde eve geri dönmek için hep bir sebep arasa da darbeyi yine hep ailesinden, kız kardeşinden, annesinden yiyor.
Hem umut veren hem de burukluk yaşatan bu hikayeyi bence herkes okumalı.