·624 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Kasım 2024 22:21 Zaman Çarkı döner ve Çağlar gelip geçer. Geriye bıraktığı anılar efsaneye dönüşür. Efsane solup mit olur ve onu doğuran Çağ yeniden geldiğinde mit bile unutulmuştur. Bazılarının Üçüncü Çağ dediği, henüz gelmemiş ve geçeli çok olmuş bir Çağ'da, Rhannon Tepeleri'nde bir rüzgâr yükseldi. Rüzgâr başlangıç değildi. Zaman Çarkı dönerken başlangıçlar ve bitişler yoktur. Ama bir başlangıçtı. Bu da bir incelemenin başlangıcıydı.
Zaman Çarkı gün geçtikçe daha da çok beğendiğim bir kitap serisi oluyor. Gerek yer betimlemelerinin tam dozunda olmasıyla, gerek evrendeki minik detaylar ve bu detayların ileride karşımıza çıkmasıyla gerçekten dolu dolu bir seri. Bana sorarsanız uzun olması gerektiği kadar da uzun olan bir seri. İlk kitaba başlarken nasıl 14 kitap boyunca bir serüven okuyacağız diye düşünüyorken şu an gerçekten 14 kitabın daha da uzatılabileceğini düşünecek evredeyim. Robert Jordan'ın her bir kitapla öncekinin üzerine bir şeyler koyabiliyor olması ise büyüleyici gerçekten. Genel olarak seriyi okurken hangi kitapta hangi olaylar oldu algımı yitirdim artık... Ama elimden geldiğince sadece Alacakaranlık Kavşağı incelemesi yapmaya çalışacağım şimdiden okuduğunuz için teşekkürler.
Alacakaranlık Kavşağı ile birlikte Andor entrikalarını, Beyaz Kule'nin içindeki çürümeleri (hatta karanlığa karşı konan kalkanın artık hiçbir işe yaramadığını...), Egwene taraflı Aes Sedailerin kendi içerisindeki hiyerarşisini ve bu hiyerarşi içerisinde Egwene'in gerçekten bir Amyrlin Makamı olup çıkmasını, Perrin'i, Mat'in Tuon ile başa çıkmaya çalışırken başının sürekli yanmasını, karanlık taraftaki gelişmeleri ve tabii ki de Rand'ın karakter gelişimine biraz daha tanıklık ediyoruz. Kitap tam bir ara kitap olmuş, yani her şeyden biraz var ama hiçbir şeyden tamamen yok tadı veriyor. Bir şeylerin olaylar bütününe evrilmesi için bir temellendirme gibi bir şey hissediyorum açıkçası kitapta. Onun dışında özellikle sonda Beyaz Kule'de gördüğümüz yanlış anlamadıysam Shaidar Haran'ın belirdiği sahnede karanlık tarafla alakalı bir şeyler görmek güzeldi, tamlık hissi verdi. Gün geçtikçe Aes Sedailerin de temelde normal insan olduklarını görüyoruz bu tarz sahnelerle, özellikle kara ajahın sahnelerinde (ki Shaidar Haran sahnesi de yine kara ajah sahnesidir) iliklerimize kadar hissediyoruz bu gerçeği. Egwene'i ne kadar sevmesem de Siuan ve Leane ile ilişkisi ve bu sayede sahip olduğu bilgi ağı Salon'daki Aes Sedailere karşı bir tatmin duygusu verdiriyor, Egwene tarafında Halima'nın nereye varacağını çok merak ediyorum mesela. Bir şekilde Beyaz Kule ile anlaşmaya gidilecek gibi duruyor ama Elaida'nın zafer kehanetinin nasıl gerçekleşeceğini merak ediyorum. Sanırım evrendeki merak ettiğim şeylere girecek olursam inceleme sadece onlardan ibaret olacak o yüzden burada bırakayım bu konuyu :D
Mat ile Tuon arasında bir masa oyunu oynandı ve bu bir şeyleri simgeledi, yedik yine sublingual mesajı... Ve Mat de yani bir türlü uzaklaşamadı Ebou Dar'dan yetti artık... Kitapta Rand'ı pek göremedik, sanırım kitabın tek kötü yanı o olabilir :D Perrin her zamanki gibi Faile peşinde ve gerçekten bu av kısmı baydı artık, zaten şu Faile yüzünden Perrin'in ana kişiliğini de göremiyoruz... Bu birkaç boğucu/sıkıcı olay dışında kitap genel olarak akıcı ilerliyor. Okumaktan keyif alacağınızı düşünüyorum.
Elimden geldiğince artıyı da eksiyi de yazmaya çalıştım ve incelemeleri çok uzatmayı da sevmiyorum o yüzden bu yazıdaki serüvenimiz bu kadardı. Buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim, hep Işık ile olmanız, su ve gölge bulmanız dileğiyle...