Her zaman toplumu düşünmüş; bütün iyi olduğunda bireyin de iyi olacağına inanmıştım. Bu, varlığımın esas ilkesi ve Menzoberranzan‘ı terk etmem gerektiğini anlamamı sağlayan şeydi. Şimdi, bu acı dönemde, inancımın aslında kişisel olduğunu anlıyor ya da muhtemelen bunu kabul etmeye kendimi zorluyorum. Toplum üzerine verdiğim bütün demeçlerin, aslında kendimden daha büyük bir varlığa ait olmaya çaresizce ihtiyaç duyduğumdan kaynaklanması ne kadar da ironik…
İnançlarımı ve onların doğruluğunu açıklarken aslında vaiz kürsüsünün önünde bir koyun sürüsü gibi toplananlardan hiçbir farkım yoktu.
Buzölüm ve Parıltı olarak adlandırılan bu palalar şimdi benim kendimi tanımlama şeklim oldular ve Guenhwyvar yine benim tek yoldaşım. Yalnızca onlara güveniyor; başka hiçbir şeye güvenmiyorum.
-Drizzt Do‘Urden
Rahatlıktan tamamen yoksun olmak ve varlığının hayvansı doğasını tatmak ona iyi geliyor, ruhunu temizliyordu. Ayrıca ona kim olduğunu ve hayatta kalmak istiyorsa kim olmak zorunda olduğunu hatırlatıyordu. Buzyeli Vadisi’nin Drizzt Do’Urden’i, Bruenor ve Catti-brie’nin arkadaşı değildi artık. Montolio de Brouchee’nin Mielikki ruhu ve doğasıyla eğittiği korucu da değildi. Yine Menzoberranzan’ın dışında gezinen oydu. Bir kez daha, kara elf şehrinden ayrılan, onu yanıltan ve babasını öldüren rahibeleri terk eden mülteciydi. O Avcı’ydı, Karanlıkaltı’nın merhametsiz yöntemlerini bozguna uğratan, içgüdülerine göre hareket eden ve ork sürüsüne sevgili arkadaşının ölümünün bedelini ödetecek olan yaratıktı.