"Hayat niçin bu kadar karmaşık, bu kadar anlaşılmaz?"
"Ne kadar üzülürsen üzül, sen sen ol üzüntünü kimseye belli etme, kendine sakla."
Cemile...Bir tablonun hikâyesi.
Yine her zamanki gibi bol betimlemeli, su gibi akan güzel bir Cengiz Aytmatov eseri.
Eserde savaş ve savaşın ardından kalanlar ve Cemile'nin küçük kayınbiraderi Seyit'in gözünden
Cemile ve Danyar arasındaki aşk anlatılmaktadır.
Kitabın arka kapağındaki Louis Aragon’un "dünyanın en güzel aşk hikayesi" diye belirtiği sözden hareketle büyük beklentilerle okumaya başladım. Ancak kitabı okuyunca burada güzel bir aşk hikâyesinden çok, yasak bir aşk gördüm. Eğer ahlâkî değerleri göz önünde bulundurursak Cemile evli bir kadın ve kocası cephede bir asker. Buna rağmen Cemile kendini savaştan dönen gazi Danyar ile birlikte her şeyi geride bırakarak kaçıyorlar. Cemile, Sadık'tan hissedemediği mutluluğu Danyar'da hissediyor. Toplumsal değerleri göz önünde bulundurarak okursanız Cemile'nin hikâyesini doğru bulmazsınız. Ancak toplumsal değerleri arka planda bırakarak, duygularınızla okursanız da hikâyesini doğru bulur, "iyi ki onu tercih etmiş" diyebilirsiniz.
Eserin, çocuğun gözünden anlatılması da bence yazarın, ortadaki gerçek mutluluğu dışarıdan biri tarafından göstermek istemesiydi diye düşünüyorum.
Cemile'nin gözünden, Danyar'ın gözünden ya da Cemile'nin kocasının gözünden anlatılsa daha belli bir düşünce ortaya çıkabilirdi. Burada yazar hangisinin doğru hangisinin yanlış bizim bunun üzerine kafa yormamızı istemiş gibi.
Peki kendimizi hangisinin yerine koyacağız? Yasak bir aşkın yerine mi, gerçek bir aşkın yerine mi? Yoksa ihanete uğrayanın yerine mi?
Louis Aragon'la konuşma şansım olsaydı eğer, neden bu eseri dünyanın en güzel aşk hikayesi olarak seçtiğini sormak isterdim.
Keyifli okumalar