·392 syf.····Okunma: 17 Kasım 2024 02:33 Kitabımızda baş karakterlerimiz iki genç kız kardeş. Aslında bu kız kardeşlerin bir küçük kardeşleri daha var fakat kitapta bahsedilen bir karakter değil. Bu iki genç kız kardeşlerden büyüğü Elinor 'Akıl'ı, küçüğü Marianne ise 'Tutku'yu temsil ediyor. Anneleriyle yaşayan bu kızlar babalarının vefatından sonra üvey abilerinin evinden çıkıp kendilerine yeni bir ev buluyorlar ve aslında bu ev onlara pek çok insan kazandırıyor. Yeni dostluklar ve yeni arkadaşlıklar ediniyorlar.
Bundan önce büyük kardeş Elinor, üvey abisinin evinde kalırken yengesinin erkek kardeşi Edward ile samimiyet kurar. Hatta bu samimiyet o kadar ilerler ki herkes ikisinin yakında evleneceğinden emindir. Bu yüzden Elinor üvey abisinin evinden ayrılırken zorlansa da Edward'ın kısa süre içerisinde yanlarına geleceğinden emin olarak yeni evlerine gider.
Taşındıkları yeni evin çevresinde Elinor ve Marianne dolaşırlarken Marianne ayağını burkar ve düşer. Bu sırada şans eseri oraya avlanmaya gitmiş olan Willoughby bunu görünce Marianne'eyardım eder. Böylelikle de Willoughby birkaç gün boyunca hasta ziyareti bahanesiyle Marianne'i görmeye gelir. Bu şekilde de onların 'tutku' dolu aşkları başlar.
Her şey buraya kadar düzgün ilerlerken ve iki kardeş de bu iki beyle evleneceğinden eminken başlarına hiç ummadıkları şeyler gelir. Willoughby birden kasabayı terk eder ve bir daha Marianne'e yazmaz. Hatta Marianne onun için şehre gittiğinde bile onun yüzüne bakmaz. Böylelikle Marianne onun başkasıyla evlenmek üzere olduğunu öğrenir.
Aynı şekilde Elinor da Edward'ın garip davranışlarına rağmen mantıklı düşünmeye çalışırken genç bir kadınla tanışır. Bu genç kadın Elinor'dan Edward'ın adını duyduğunda çok şaşırır ve Elinor'a en büyük sırrını vermeye hazırdır. Bu genç kadın, Lucy, Edward'ın kendisiyle neredeyse dört senedir nişanlı olduğundan fakat ilişkilerini gizli tuttuklarından bahseder. Böylelikle iki kardeşin de hayatları yerle bir olur.
Bu süreçte Elinor tüm dirayetini korur ve tüm duygularını içinde yaşar. Hatta bu durumu öğrendiğinde bile bir süre kimseye söylemez. Fakat Marianne bu duygusunu bile en üstlerde yaşamaya devam eder. Yataklara düşecek kadar elden ayaktan kesilir ve tüm güzelliğini kaybeder.
Kitap tam olarak duygularından bir türlü emin olamayan, olgunlaşmamış erkeklerin bu kızları üzmesinden ibaretti. Sonu bir şekilde güzel bitse de unutulamacak şeyler yaşadılar maalesef. Kitapta sevdiğim tek kişi bu iki kardeşin daima yanında olan Albay Brandon'dı. Albay Brandon, yaşı otuzu geçmiş olan çoğu kişinin evde kaldığını düşündüğü bir bey. Hatta Marianne bu yüzden kendisiyle dalga geçiyor. Fakat ne yazık ki Albay gönlünü Marianne'e kaptırıyor. Kitaptaki tek net ve olgun adam oydu ve kardeşlerin yanında her daim oldu. Bu yüzden onu çok sevdim. Hatta bu adamın Marianne ile değil Elinor ile evlenmesini çok istedim. Gerçekten de birbirlerine uyan iki karakterlerdi. İkisi de akılcı ve olgundu. Fakat kitabın ana fikri 'aşk laftan anlamaz' olduğu için böyle bir şey mümkün olmadı.
Jane Austen'ın her kitabını bayıla bayıla okuduğum için bu eserini de çok sevdim. Bu konuda daha fazla yorum yapmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Eğer sizde klasikler içerisinde romantik konuluları seviyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.